Artemisia’nın Öldüren Fırçaları

                                                         

“Başlarında saç örtüsü olmayanlar
papa, kardinal gibi din adamıydılar,
cimrinin dik âlâsıydılar.”
Dedim ki: “Usta, öyleyse
bu iki günahı işleyenler içinde tanıdığım kişiler olmalı.”
Dedi ki: “Umutlanma boş yere,
sürdükleri kirli yaşam öyle kararttı ki yüzlerini,
tanınmaz hâle geldi bu soysuzlar.”

Yazıma bu dizeler ile başlama sebebim aslında çok açık. Bazı insanlar, kendilerine zarar vermiş olanlara doğrudan zarar vermek yerine onları kalemleriyle, fırçalarıyla yok eder. Bu yaptıkları, zarar vermek istediklerini bir kez değil, âdeta asırlarca öldürür.

Dante, kendisini sürgüne gönderen, onu Floransa hasreti ile yanıp tutuşturan kim varsa cehennem ile cezalandırmış ve cezalandırdığı kişileri bugün bile cezalandırdığı şekilde hayal etmemizi sağlamış.

Ama bu durum, sadece Dante için söz konusu değil.

Peki ya sizlere Barok dönemin İtalya’sında, sanat okulunda eğitim alamamış ama Caravaggio etkisine kapılıp Dante gibi ona kötülük eden kim varsa tablolarında cezalandırmış bir kadın olduğunu söylesem?

Zaman makineme atlayın! Barok dönemi İtalya’sına gidiyoruz!

“Güneş batmış, gecenin karanlığı kırmızı Roma kiremitlerinin üzerini kaplarken, gündüz kurulan pazardan artakalan çürük sebze kokuları arasından siyah pelerinli, sakallı bir adam fırladı. Bu adam arkasına bakmadan kaçıyordu. Kaçtığı yönün aksinde ise yerde uzanmış ölü bir adam vardı.”

Bu kaçan adamın kim olduğunu tahmin ettiniz, değil mi? Evet! Bu, kendi döneminin sefil bir katili, bizim dönemimizde ise ışığın ustası olarak anılan Barok Ressam Caravaggio.

Caravaggio, kendi dönemi ve sonrasında birçok ressamı etkilemiş bir yetenekti.

Kendi sarsıntılı yaşamı ve ölümü bir kenara dursun, ışık oyunları ve tablolarında kullandığı konular ile, başlarda maniyerist resimlerle uğraşan ama bugün insanların Caravaggio hastalığı diye adlandırdığı Caravaggio’nun fırçasından çıkan eserlerin izinden giden bir ressam vardı.

Orazio Gentileschi…

Toskana doğumlu olan Orazio, bir dönem sonrası Roma’ya taşınmış ve maniyerist resimler ile uğraşmaya başlamıştı. 1600’ler sonrası ise Caravaggio’nun etkisinden çıkamayacak hâle gelmiş ve Caravaggiovari çalışmalar yapmaya başlamıştı.

1593 yılının Temmuz ayında dünyaya gelen bir kızı vardı Orazio’nun. İsmini hem Yunan avcılık ve doğa tanrıçası Artemis hem de tarihte bilinen ilk kadın amiral olan Artemisia’dan alan bu kadın, babasının sanatını icra ettiği atölyesine sık sık uğrar ve babasını izlemeye koyulurdu.

“Bir Ressamın Küçük Düşleri…”

Bir gün Artemisia, babasına sanat okuluna gitmek istediğini söylemişti. Ama ne yazık ki bu dönemde İtalya’da sanat okuluna kadınlar giremiyor, eğitim alamıyorlardı.

Ama babası, Artemisia’nın ilk eğitimcisi oldu. Ve ona kendi bildiklerini öğretmeye başladı.

O zamanlar kadınların nü çalışması yasaktı. Kadınlar sadece natürmort çalışabilirlerdi yani hareketsiz varlıkları resmedebilirlerdi. Ama Artemisia, daha buradan başlayan bir protest yaklaşım içerisine girmişti. O, natürmort yerine dinsel ve mitolojik eserleri resmetmeye başlamıştı.

Babası Orazio, kadınları daha güçlü, erkekleri ise kadınlardan biraz daha ayrıntısız ele alan bu protest kadının çok önemli bir eksikliği olduğunu fark etti.

Perspektif konusunda büyük sıkıntılar yaşayan Artemisia’yı Floransalı bir manzara ustası olan Agostino Tassi’nin yanına çırak olarak vermeyi düşündü.

On dokuzunda olan Artemisia’nın bu teklife cevabı ise babasına sarılıp ağlayarak teşekkürler savurmaktı elbette.

“Güzel Günlerin Fırçalı Başlangıcı”

Güzel günlerin başlayacağını düşünen Artemisia, Agostino’nun yanına gider gitmez hemen işe koyulup kendini geliştirmeye başlamıştı.

Sıradan bir insanın ötesinde gelişme yeteneğine sahip Artemisia, her farklı çalışmasında, mitolojiden ve dinsel konulardan çalışıyor ve bu çalışmalarında Caravaggio etkisini etkin biçimde gösteriyordu.

Ama ne yazık ki Artemisia’nın güzel giden günleri, bir gün korkunç bir şey ile baltalandı.

“Protest Yaşantının Yerini Korkunç Öfke Alıyor.”

Bir gece Orazio’nun kapısı çalınıyor. Orazio, kapısını açar açmaz karşısında Artemisia’yı görüyor ve neler olduğunu soruyor.
Ağlamaktan konuşamayacak hâlde olan Artemisia’nın ne yazık ki başına gelen şeyi ancak ikinci cümlesinden sonra anlıyor babası.

“Babacığım…” diyor Artemisia, “Tecavüz etti.” diyor ağlayarak. Avuçlarının içi ile siliyor gözyaşlarını.

Babası ise sabah olur olmaz mahkemede alıyor soluğu. Agostino Tassi’yi mahkemeye veriyor. Olayların kendileri için olumlu olacağını düşünen Artemisia ve Orazio’ya ise sert bir darbe de mahkemeden geliyor.

Agostino suçsuz bulunuyor. Ve olay orada kapatılıyor…

“Onu Fırçasıyla Yok Edecek, Kendisi Ölümsüz Olacak, Kurbanı Defalarca Ölecek.”

Artemisia’nın protest yaşantısının yanında artık korkunç olan öfkesi ve bitmek bilmeyen bir kini de gün ışığına çıkıyor.

Artemisia, sanat çalışmalarına babasının atölyesinde devam etmeye başlıyor. Aklına bir anda Dantevari bir şey geliyor: kendi hayatını mahvedeni resimlerinde öldürmek.

Ve bu sırada aklına Caravaggio geliyor. Bu da bambaşka bir şey getiriyor aklına. Eski Ahit’in en sansasyonel olaylarından biri ile başlıyor.

Judith ve Holofernes’in hikâyesi ile…

İsrailoğullarının Asurlular tarafından istila edildiği bir dönemde İsrailoğullarına çok çektirmiş ünlü bir Asur generali vardır: Holofernes.

Judith isminde bir kadın, kendi halkını Asur istilasından kurtarmak için Holofernes ile ilgilenir ve ona bilgi sızdırır gibi yaparak Holofernes’e yanaşmaya koyulur.

Asurluların hain olduğuna inandığı bu kadının generalin çadırına girmesi ve onunla zaman geçirmesinde bir sakınca görmeyen askerler, Judith ile Holofernes’i yalnız bırakırlar. Günler boyunca böyle sürer ve Holofernes, Judith’e âşık olur.

Bir gün Judith kampa tekrar gelir, bu kez yanında sadık hizmetçisi Abra da vardır. Bir eğlence sonrası sarhoş olan Holofernes’in çadırına girip bilgi vereceğini söylediği zaman, geçen günlerde olduğu gibi hiçbir Asur askeri bir sakınca görmez ve onları yalnız bırakırlar.

O sırada Abra, sandığın içerisinden bir kılıç çıkartır ve Judith’e verir. Judith ise tek bir hamlede Holofernes’in başını keser. Sonrasında ise elinde Holofernes’in başı ile çadırdan çıkarak tüm Asur askerlerine korku salan bu kadın, tüm Asurlu askerlerin kaçmasını sağlar ve halkını kurtarmış olur.

Aklıma Jeanne d’Arc’ı getiren bu hikâyeyi resmeden Artemisia ise bu tabloyu öyle güzel bir intikam aracına çevirmiştir ki görenlerin ağzı bir karış açık kalacak biçimdedir.

Holofernes Agostino rolünde iken Judith ise kendisidir.

Artemisia, daha sonrasındaki çalışmalarında erkekleri kişilikten uzak, cansız ve fazlası ile soğuk betimlerken kadınları oldukça asil, canlı ve güçlü resmetmeye devam etmiştir.

Aynı zamanda diğer bir çalışması ise kendi çalışması olan Bir Resim Alegorisi Olarak Kendi Portresi’dir.

Bu portreyi sanat tarihinde diğerlerinden ayıran ufak bir şey mevcut. Bu portre çalışmasında çapraz ayna tekniği kullanan Artemisia, çağdaşlarından ve öncelerinden farklı olarak, kendi resmini çizerken yaşadığı duyguları, saçlarının dağınıklığı ve dahası kendini güzelleştirme çabasına girmeden resmetmiştir.

Bugün bilinen otuz dört adet tablosu bulunan Artemisia, ne yazık ki popüler kültürün kurbanı olmaktan kaçamamıştır. Bunun en büyük örneği, 1977 yapımı Agnes Mertlet’in Artemisia filmidir. Bu filmin sanat tarihçileri tarafından yanlış bulunmasının nedeni ise Artemisia’nın Agostino ile yaşadıklarının sessiz bir kadının çığlığı olarak anlatılmasından çok, ne yazık ki romantik bir aşk eseri gibi gösterilmesidir.

Popüler kültürün onu nasıl anlattığı bir kenara dursun, biz onu haklı öfkesini fırçası ile göstermiş, kendi hayatını mahveden insanı yüzyıllardır resimleri ile öldüren, erk egemenliğine başkaldıran, Caravaggio etkisinde kalan harika bir kadın ressam olarak bilelim.

Ve o şekilde anlatalım…

                                                                                                          pinkshinyultratambourine

Paylaş: