BAŞARI

Başım ellerimin arasında dışarıyı seyrediyorum. Gözlerim kanlı, dişlerim gergin. Bir çeşit istifra idi az önce olanlar. Zihnime parmak sokup kusturdular. Dengemi sağlamaya başladığımda hava alabilmek için pencereye koşuyorum. Soğuk hava iyi geliyor. Birkaç dakika kayıplarıma ağladıktan sonra pencerenin tek kanadını kapatıp içeri giriyorum. Kafatasımın içindeki hengameyi engellemekte zorlanıyorum. Yumruklarım patlamaya hazır. Büzüşen dudaklarıma çarpan nefret sözcükleri artık pamuk ipliğine bağlı. Beni duymaları için ses çıkarmama gerek olmadığının farkındayım.

 “-Yapmayacaktınız!” Başımı iki yana sallayarak itirazımı onaylıyorum. “-Varlığınız uğrunda her türlü mücadeleye hazırdım. Nasıl bu kadar sorumsuz olabildiniz?” Yumruğum önümde duran sehpanın üzerine iniyor. “Nasıl?” Derin bir nefes alıyorum. Saçlarımı yolmak için ellerimi kafama taşıyorum. Yalnızca deri. Düz ve pürüzsüz. Sevdiğim her şeyi almışlar. Yaptıkları şey beni iyileştirmiyor.

Ölüm benimle kalmaktan daha mı kolay? Ölmek başarı mı? “Mümkün.” diye düşünüyorum. “- Hedef intiharsa ölüm başarıdır. Sonucun acısı başarının lezzetini azaltmaz.” Sebep arıyorum terkedilişime. Bulamıyorum. Önemi yok.  Önemim yok. Başarı geldiğinde yan etkiler anlamsızlaşır. Bu hikayedeki yan etki benim.

Dakikalar sonra kabullenme sürecim başlıyor. Birer kaya parçası gibi sıkı yumruklarım yavaşça ufalanıyor, teselli yağmurları yağıyor. Her damla parmaklarımı avuçlarımda tutan irademden bir parça koparıyor. Giderek daha da yumuşuyor ve tamamen çözülüyor avuçlarıma saplanan parmaklarım.

 “-Başardılar.” Diye düşünüyorum tekrar. “-Başardınız. Ya ben… Ne olacağım? Dostlarım – bugüne kadar dost olduklarını düşünmüştüm– içimdeki fırtınanın kaç dalı kırdığını kaç ağacı söktüğünü bilmiyor; bilse de umursamıyor. Önümde duran cesetlere bakıyorum. “-Sizi affetmeyeceğim!” Gevşeyen sinirlerim tamamen boşalıyor. Yanaklarımdan süzülen yaşlar çenemde sallandıktan sonra avuçlarıma düşüyor. Hilal ‘in yüzüne dokunuyorum. Soğuk. Kerem ‘de öyle. İlyas ‘ta. Bu kadar çabuk soğumaları mümkün değil. En azından fizyolojik açıdan. Demek insan, üzerine kurulan hayalleri yıktığında sıcaklığını kaybediyor. Daha fazla dayanamayacağım. Başım dönüyor. Gözümün önünde uçuşan parlak noktaların usulca kararmasını izlerken ömürlük hayaller kurduğum dostlarımın üzerine yığılıyorum.

“-Süreç başarılı oldu Hocam. Alt benliklerin tamamı yaşamlarına son vermek zorunda kaldı. EEG verileri de bizi onaylıyor. Bu sonuç çoklu kişilik bozukluklarının tedavisi açısından bir devrim. Artık hastayı taburcu edebiliriz.”

 Hafifçe araladığım gözlerimle beyaz önlüklü adamların hareketlerini takip etmeye çalışırken bir yandan da söylediklerine kulak kabartıyorum. Mevzu ben ve dostlarım. Uyandığımı anlamalarını istemediğimden tekrar yumuyorum gözlerimi. Doktorlar aptalca birkaç tespit daha yaptıktan sonra odadan ayrılıyorlar. Kapının gıcırtılı kapanma sesi. Gözlerimi açıp başımı yatağın sağ yanına çeviriyorum. Vedat‘ın gözleri üzerimde.

“-Vedat! Hayattasın.”

“- Seni yalnız bırakamazdım.”

“-Ama benden kurtulmayı başaramadın. Onlar başardı.”

“-Kimse senden kurtulmak istemedi. Öldürüldüler. Yalnız ben dayanabildim. Ayrıca bir şeyi başardıkları yok. Başarmak, arzu edilen sonucun elde edilmesidir.”

“-?”

“-Ben başardım.”

“-Teşekkür ederim dostum.”

“-Teşekkür ederim dostum.”

anakur

Paylaş: