Beyaz Cadı

Bütün cadılar Salem’de yok olup gitti sanıyordunuz değil mi? Emin misiniz? Etrafınıza bir göz gezdirin, belki de yazılanların bir kısmı doğrudur. (!) @kurtlarladans‘ın iki part şeklinde yayımlayacağımız hikayesinin ilk kısmı. O, gerçekten bir cadı mı?

  1. Bölüm 

1989’un Ağustos sıcağında doğdum. Babam doğu ekspresinde kondüktör olarak çalışıyordu. Annem güzel sanatlar fakültesinden mezun seramikle ilgili. Nasıl tanıştıklarını anlatmayacağım. Bebekliğim, çocukluğum çok zor geçmiş, annem öyle diyor. Işığa karşı çok hassas gözlerim, hayatımı kontrol eden bu hastalığın adı fotofobi. Benimki ileri düzeyde, geç fark edilmesi ve daha bebekken fazlaca ışığa maruz kalmak çok daha kötü hale getirdi. Dayanabildiğim ışık şiddeti sadece üç candela, ya da üç mum ışığının verdiği aydınlık diyelim, maksimum buna dayanabiliyorum ama o bile benim için fazla. 

Okula gitmedim, beni annem eğitti. Ben büyüdükçe annemin de bana daha kapsamlı şeyler öğretmesi gerekiyordu, birlikte çok şey öğrendik. Okuduğum kitapları hatırlamıyorum bile. On yaşıma kadar televizyon izleyemedim hiç ama açıp dinliyordum her şeyi, tam bir işkenceydi benim için. Kaç çocuk Tom ve Jerry’i güneş gözlüğü takıp izlemeye çalışmıştır ki?

Dışarıya, yalnızca fotofobikler için yapılmış özel güneş gözlükleriyle çıkabiliyordum. Gözlüğün etrafında ışık sızabilecek bir yer yoktur, 3 kandela şiddete kadar karartılmış bir gözlükle sadece çok parlak şeyleri fark edebilirsiniz. Çok önemli bir şey olmadıkça asla dışarı çıkmam. Geceleri ise dışarısı beni bir körden farksız yapıyor, gündüzden daha tehlikeli, sokak lambaları ve araba farlarına denk gelme ihtimali bir hafta gözüme bıçak saplanmış gibi ağrılarla kıvranmama sebep olur. Evde perdeler asla açılmaz, vampir gibi yaşıyorum adeta. Evden dışarı yılda birkaç defa mecburen çıkılır. Bütün ışık kaynakları 2 lümeni geçmez ve çıplak ışık kaynağı yoktur. 

Bilgisayar, TV veya telefon gibi bir şeyle uğraşırken gözlerimden birine korsan göz bandı takarım. Çoğu insan korsanların bir gözü kör olduğu için tek göz bandı taktıklarını zanneder oysa güneşin ışık şiddeti 30 bin ila 130 bin lüks arasındadır. Geminin dışında savaşan korsanlar birden geminin içindeki aydınlatması çok zayıf odalara girdiklerinde savunmasız kalırlar. Çünkü güneşe maruz kalan göz hiçbir şey göremez karanlığa alışması için belli bir süre gerekir. Bu sorunu hızlıca çözmek için kapalı tuttukları gözlerini geminin karanlık odalarında açıp savaşmaya durmaksızın devam ederler. Ben de uzun süre parlaklığı kısılmış olsa da ekrana bakınca gözlerimi çektiğimde oda çok az aydınlatıldığı için etrafı görmekte zorlanırım, neyse ki korsan bandıyla bu problemi çözüyorum. Pencereler dahil bütün ekranlar, ışığı azaltan filmlerle kaplı. Yüzümün göründüğü bebeklik fotoğrafım hiç yoktur. Loş ışıkta kaldığım için eski analog filmli makinalarla fotoğrafımı çekebilmeleri için flaş kullanmaları gerekiyordu bu da benim gözlerime mil çekmekle eş değer bir hareket olurdu. 

********************

2. Bölüm

Çatı katında bir ucube gibi yaşıyorum. İnternetten tanıdığım binlerce insan var ama gerçek hayatta kuzenlerim ve aile dostlarımız dışında kimseyle görüşmem. Bazen eve çağırdığım kızlar olur, evlenemeyeceğim için ailem durumu hoş görür. Sonuçta kimse eve tıkılı biriyle evlenmek istemez ben de aynı hayatı başkasıyla paylaşamam. Kör olsaydım hayat daha katlanılabilir olurdu, arafta kalınca insan ne yapacağını kestiremiyor. 

Sabah kahvaltı için yemek salonuna indiğimde yabancı biriyle karşılaştım, annem fakülteden arkadaşı olduğunu söyledi. Adı Sezin. Gümüş gri boyamış saçlarını; kıpkırmızı dudakları, lila rengi bir hırkası, enteresan yüzükleri vardı parmağında. 

-Tanıştığıma çok memnun oldum, annen senden çok bahsetti.

Onlar kahve içerken, ben de kahvaltıya başladım.  Gece-gündüz ayrımı pek olmadığı için uyku düzenim yok. Cumartesi öğleden sonraydı. Babam da bize katıldı. Sezin’e hoş geldin dedikten sonra çekmeceleri karıştırıp yukarı çıktı. Babamı iyi tanırım kadınlara düşkündür, oturup muhabbet ederdi normalde, herhalde önemli bir işi vardı. Sezin telefonun ışığını fincana tutmuş anneme fal bakıyordu. 

-Yol görüyorum, uzun bir seyahat olabilir, tek başınasın, bak şurada girdap gibi bir şey var, bunalmışsın, içine attığın şeyler var, bunlardan kurtulacaksın ama biraz kafa dağıtman gerek canım, değişiklik zamanı.

Annem de ne zamandır Tunus’a gitmek istediğini anlattı. Bir şey fark etmiş gibi Sezin’in elini tuttu.

– Ayy, yüzüğün çok güzel! Aynısından bende de vardı. Uzun zaman önce kaybettim, eşimin hediyesiydi. 

-Bana da yakın bir arkadaşım hediye etti ama beğendiysen sana hediye etmek istiyorum. 

-Hayır, canım. Lütfen, kabul edemem. Sevdiğin birinin hediyesi sende durması daha hoş olur. Çok teşekkür ederim. 

Uff! Saçma sapan muhabbetler… Portakal suyumu bitirip yukarı çıkmak üzereydim ki Sezin fincanı masaya koyarken sağ avuç içinde bir şeyler olduğunu gördüm. Neydi acaba, dövme olabilir mi? Avuç içi dövmesi görmemiştim daha önce, saçma sapan şeylere takıntılı olduğum için ne olduğunu öğrenmezsem kafayı yerdim. Konsolun üzerindeki reve d’or kolonyasını alıp tekrar hoş geldiniz deyip eline dökmek için hamle yaptım, o da refleks olarak ellerini açtı ki açmazsa üstüne dökecekmiş gibi yaptım. Hıımm! Bütün avuç içini kaplayan bir dövme bu. Ortasında bir göz, gözün etrafında ışık demetleri ve parmaklara kadar desenler ve semboller var. Bu saçma hareketime anlam veremediler. Pek umursamadım, dövmeyi ortaya çıkarmıştım sonuçta.

-Aaa! Dövmenize bayıldım, nedir bu? 

-Teşekkür ederim. Bu dövmeden çok bir tılsım. Negatif enerjiyi engelliyor. Benzer bir kolyem de var. 

Bluzunun altında kalan kolyesini çıkarttı. Ortasında göz olan bir el. Bu ‘Hamsa’ ya da ‘Fatıma’nın Eli’ olarak bilinen nazara karşı kullanılan bir tılsımdı sadece. Fakat avucundaki dövmede alakasız başka semboller de vardı. Her neyse bu gizemi de çözdükten sonra yapacak bir şey kalmamıştı, odama çıkmaya karar verdim. Sezin:

-Nereye gidiyorsun? Biraz daha otur lütfen. 

Normalde reddedilemez bir bahane öne sürüp odama giderdim ama nedense bunu istesem de yapamadım ve onlarla oturmaya devam etmek için geri döndüm. O anda bir şeylerin ters gittiğini hissetmeye başladım, üzerime bir ağırlık çökmüştü sanki.

*****************

3. Bölüm 

Neden durdurdu ki şimdi bu beni?  

Birkaç yıl önce okuduğum bir kitapta anlatılan çeşitli Vikan tılsımlarından söz eden bölümü hatırladım, içinde göz olan Pentagram çizimleri vardı. Hatırlıyorum ama ne işe yaradığını anımsayamadım. Pentagram, ne beş elementi ne yıldızları temsil eden bir semboldür. Hele ki satanizm, Wiccalar ile alakası yoktur. Pentagram en temelde insanı, insan bedenini temsil eder. İnsan bedeni beş ana uzuvdan oluşur. İnsanın mührü ya da sigılıdır Pentagram. Bunun dışındaki bütün yakıştırmalar türetilmiştir. Doğa insan bedeniyle uyum içindedir. Bu orantı Pentagram ile birlikte simgesel bir birlik ifade eder. Bir eldeki parmaklarınızı birleştirip daha sonra aralarında birer santim boşluk kalacak şekilde ayırıp parmaklarınızı bir zemine koyarsanız, Pentagramın köşelerine denk gelecek bir şekil oluştuğunu göreceksiniz. Elin içindeki göz veya Pentagramın içindeki göz aynı şeydir.  

-Aslında yukarıda bazı işlerim vardı ama biraz daha vakit geçirebilirim galiba.  

-Gözlerinle ilgili duruma çok üzüldüm.  

-Üzülecek bir durum yok.  

-Annenle de konuştum, bu hastalığı tedavi edebilecek birini tanıyorum. Macaristan’da yaşlı bir hekim; alternatif tıpla ilgili, şifacı, farklı yöntemleri var.  

-Dr. House gibi mi?  

-Anlamadım.  

-İlgilenmiyorum.  

-Nedenini öğrenebilir miyim? 

-Tedaviye ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsunuz? 

-İçinde olduğun durumu normal karşılamıyorum, ne sen ne ailen bu kasvetli hayata mecbur değilsiniz. Bunu bir tedaviden çok değişim olarak görmen gerek.  

Karşı çıkmak istiyorum ama söylediklerini onaylamak zorundaydım. Neden bilmiyorum iradem tutulmuş gibi hissediyordum. Ters giden bir şeyler var. Bu kadından uzaklaşmalıyım.  

-Belki de haklısınız, bu konuyu düşünmek istiyorum şimdilik izninizle yapacak işlerim var.  

-Eminim herkes için çok daha güzel olacak, tanıştığıma memnun oldum, görüşmek üzere.  

Odama çıkıp bilgisayarın başına geçtim kadının sosyal medya hesaplarını kurcalamak, hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordum. Facebook, İnstagram, Twitter hiçbir yerde yok. Gerçek adını kullanmıyor olabilir. Annemin telefonuna girip numarasını alırsam direk telefonundaki bilgilerine erişebilirdim. Yıllardır evde bilgisayarla yaşayınca siber korsanlık hakkında fazlasıyla yol kat ettim, hayatımın yüzde doksanı PC başında geçiyor. Tanıdıklarımın telefonunu kurcalamayı sevmem ama annemin telefonundan kadının telefonuna bir yol bulmam gerekiyordu. Annemin telefonuna bağlanmak beş dakika sürmedi kadının telefonuna bağlanmak da çok kolay oldu. Fakat ne bir fotoğraf ne bir müzik, hiçbir şey bulamadım telefonda. Geriye sadece mesajları kalıyordu ama Whatsapp’a sızmak inanılmaz meşakkatli bir iş, buna ayıracak vaktim yoktu. Kadın hakkında bir şey bulamadım.  

Kapıyı tıklatıp içeri girdi babam: 

-Misafirimiz gitti mi? 

-Semra mı? 

-Semra da kim? 

-Sen tanımıyor musun annemin arkadaşını? 

-Hayır, neden bunları soruyorsun ki şimdi, gitti mi gitmedi mi? 

-Aşağıdalar hala.  

-İyi, bir soruya cevap verene kadar elli tane şey sorman gerekmiyor. 

Kapıyı çarpıp gitti, babamda tuhaf bir şeyler var. Kadını tanımadığını söyleyip adını yanlış söylememe karşı çıktı. Sezinle babam arasında bir şeyler olduğunu ilk görüşte hissetmiştim ama umursamamıştım. Annem sezini babamla tanıştırmadı sabah, bilmediğim bir şeyler dönüyor.  

Tılsımın Vikanlarda ne işe yaradığını anlamam gerek, eski kitaplarımın olduğu kolileri açıp o kitabı aradım, üç koli dolusu kitabı boşaltıp odayı dağıttıktan sonra buldum. Pentagram içindeki göz tılsımı, muhatabını etkilemek ve ikna etmek için kullanılan bir tılsım. Bu tılsım arzu ettiğiniz etkiyi oluşturmak için çeşitli sigıllarla birlikte kullanılmalı. Kadının söylediklerine bu yüzden karşı çıkamıyor olmalıydım. Büyü yapıyor. İyi de neden? 

Anneme baktığı fal…Uzaklara gideceksin, seyahat hikayesi falan… Beni de uzaklaştırmak istiyor, tedavi bahanesine… Annemin kaybettiği yüzüğün aynısı onun parmağında… 

Her şeyi öylece bırakıp aşağı indim, annem mutfaktaydı. 

-Sezin nerede? 

-Çıktı az önce. Neyin var senin, neden durduk yere kolonya döktün kadının eline? 

-Önce bana şunu söyle anne, gerçekten Tunus’a gitmek istiyor musun?  

-Ben de bunu konuşmak istiyordum seninle, eğer yalnız hissetmeyeceksen bu hafta sonu gitmek istiyorum. Hatta benim için bilet ayırtabilir misin yukarı çıkınca? 

-Peki benim Macaristan’a gidip tedavi olmam hakkında ne düşünüyorsun? 

-Olumlu bakıyorum. 

Annemi koşullandırmış. Ben de tedavi olmak konusunda istekliyim. Bütün bunlar çok saçma annem kendi isteğiyle gidecek olsaydı şimdiye kadar çoktan giderdi. Bense asla tedavi olmak istemiyordum ama bir anda fikirlerim değişti ne hikmetse. 

-Sezinle nerden tanışıyorsunuz? 

-2 yıl önce Sergide tanıştık birçok şey almıştı o zaman benden. Ama sonra öğrendim ki aynı fakültede okumuşuz.

-Bana neden hiç bahsetmedin ondan? 

-Odandan sadece yemek yemek için çıktığından dolayı olabilir mi acaba? 

-Babam tanıyor mu peki? 

-Evet, daha önce de evimize geldi birkaç defa ama sen görmedin, odandan hiç çıkmadığın için. Nereye gidiyorsun? 

-Bilet ayırtmaya. 

Sezin kesinlikle bir cadı ve babamla ilişkisi var. İşin kötü tarafı ilgilendiği şey babam değil.  

********************

4. Bölüm 

Habis cadıların en kötü tarafı, arzularına erişmek için her şeyi yapabilecek kadar gözü dönmüş yaratıklar olmalarıdır. Annemin yüzüğünün o cadıda olmasının tek açıklaması annemi kıskanması, örümcek gibi ağ örmüş annemin her yanına, istediği şey annemin hayatını çalmak onun yerine geçmek. Tüm bunları bu kadar geç fark ettiğim için kendime kızıyorum. O cadıdan derhal kurtulmam gerek, annem için bunu yapmalıyım. Hemen bilgisayarın başına geçtim ve satıcının numarasını alıp aradım. Satıcıya BMW S1000RR bir motosiklet ve 2 kask istediğimi söyledim. Eğer 2 saat içinde adrese teslim ederse hatırı sayılır bir miktar fazladan para vereceğimi söyleyip ücretini hesabına aktardım. Motoru dengeli bir şekilde sürebileceğimden emindim ama bunu görmeden yapabilmek için intihara meyilli birine ihtiyacım vardı. 

Selin’i arayıp hemen bize gelmesini söyledim. Umarım ayık bir şekilde gelir. Beklerken cadıyla baş edebilmek için birkaç şey hazırladım. Bir saat sonra kapı çaldı açmak için aşağı indiğimde annemle karşılaştım.

-Anne, ben bakarım bir arkadaşımı çağırmıştım; o gelmiş olmalı.

-Ne arkadaşı? Kimi çağırdın yine?

-Selin.

-Daha önce bir kutu hap içip kendini öldürmeye çalışan Selin mi?

-Bunları sonra konuşalım olur mu?

-Umarım yine aynı şeyler yaşanmaz. 

Kapıyı açtım Selin’di. İçeri aldım, yukarı çıktık. 

-Beni neden çağırdın? En son görüştüğümüzde benim değersiz ve işe yaramaz biri olduğumu söylemiştin.

-Sen de bana inanıp bir kutu Prozac ile intihar etmeye çalışmıştın. Sana güzel bir haberim var, işe yaramaz olduğun konusunda fikirlerim değişti.

-Neden bahsediyorsun?

-Annemin yüzüğünü ele geçiren bir cadı var. Gidip ondan yüzüğü geri alacağız tabii benimle gelmek istersen. 

-Ne cadısı, büyücü gibi mi?

-Babamın yasak ilişki yaşadığı bir cadaloz diyelim, annemin yüzüğünü gizlice alıp o kadına vermiş. 

-Anlamıyorum, ben sana nasıl yardımcı olabilirim ki. 

Selin’le konuşurken bir yandan eşyalarımı topluyordum, gözlüğümü takıp evden çıkmaya hazır olunca Selin’in elinden tutup:

-Dışarıda konuşalım, dedim. Evin arka kapısından kimse fark etmeden bahçeye çıktık. Karanlıktan hiçbir şey göremiyordum. Selin yol gösteriyordu, bir yandan da nereye gidiyoruz, diye söyleniyordu. Kapının önünde durduk. Selin’e saati sordum.

-Dokuz buçuk, dedi. Bir araç sesi duydum.

-Bu gelen araç nasıl bir şey tarif eder misin?

-Kamyonete benziyor, neden sordun? 

-Tam zamanında. Bir motor sipariş etmiştim, o olmalı.

-Sen motor kullanabiliyor musun?

-Kısmen.

Araç evin önünde durdu, teslimat görevlisi kimliğimi kontrol ettikten sonra evrakları imzalatıp motorun anahtarlarını ve iki kaskı teslim etti. Diğer görevli motoru araçtan indirmişti. Depoyu doldurduklarını da söyleyip gittiler. Selin:

-Bu çok pahalı bir şeye benziyor. 

-İşimiz bittikten sonra senin olabilir. 

-Ben hala ne yapacağımızı bilmiyorum. 

-Motoru kullanmama yardımcı olmanı istiyorum. Evet, bu çok tehlikeli biliyorum ama bir şey olursa en azından birlikte ölür ya da sakat kalırız. 

-Ben motor süremem ki… Senin de gözlerin hiçbir şey göremiyor, nasıl kullanacağız?

-Motoru ben kullanacağım. Sen sadece hangi yöne ne kadar dönmem gerekiyorsa ona göre ellerinle omuzlarımı sık. Hızlanmam ya da yavaşlamam gerektiğinde daha sıkı sarıl ya da gevşet.

-Aklını kaçırmışsın sen.

-Eğer yardım etmezsen kör olmak pahasına tek başıma kullanırım. 

-Neden gideceğin yere taksiyle gitmiyorsun ki? 

-Yalnız risk aldıkça kendimi güvende hissedebiliyorum. 

Kaskın birini ona uzattım ve gelmek zorunda değilsin, dedim.

Kaskı alıp kafasına geçirirken nereye gideceğiz peki, diye sordu. Sezin’in telefonuna eriştiğim için lokasyonunu takip edebiliyordum. Navigasyonu açıp telefonu Selin’e verdim.

-Buradan gideceğimiz yere bakıp beni dokunarak yönlendir. 

-Neden sesli olarak iletişim kuramıyoruz?

Kablosuz kulaklarımı gösterip çünkü motoru kullanırken müzik dinleyeceğim, dedim.

Selin kaskını çıkarıp, cebinden ufak bir folyoya sarılı olan bir posta pulu çıkardı ve dilinin üzerine yerleştirdi. 

 Öyleyse benim de bunu kullanmamda bir sakınca yoktur umarım, dedi ve tekrar kaskını takıp hazır olduğunu gösterdi 

Ağzında LSD damlatılmış posta puluyla beni yönlendirecek bir kopilotla kör sağır bir yolculuk, adrenalin seviyemi yeterince yükseltmişti.  

Durmamız gerektiğinde tırnaklarını geçirebilirsin, dedim ve diğer telefondan müziğimi açıp motora bindim. Teorik olarak motorun nasıl kullanılacağı konusunda her şeyi biliyordum ama tecrübem çocukken geceleri bahçede sürdüğüm bisikletten fazlası değildi. 

Gaza bastım ve yola çıktık. Kendimi müziğin akışına bırakıp karanlıkta çok hızlı bir şekilde korkusuzca endişe ve şüpheden uzak berrak bir zihinle Selin’in ellerine bıraktım kendimi. Rüzgârın şiddeti ve yanından geçtiğim araçların savurduğu hava bana daha çok cesaret veriyordu. Neyse ki gideceğimiz yer çok uzak değildi. Ana yollardan ara yollara geçtikten kısa bir süre sonra selin tırnaklarını kollarıma geçirdi ve durduk. Müziği durdurdum ve iyi misin, diye sordum.

Kaskını yere fırlattığını ve öğürmeye başladığını duydum. Kusuyordu, birkaç dakika sonra yanıma gelip:

-Bu hayatımda yaptığım en delice ve zevk aldığım şey oldu. Ha ha ha!..

-Ne kadar yolumuz kaldı? 

-Geldik bile, burası.

Doğru söylüyordu, kulaklıklarımdan birinden müzik dinlerken ötekinden de navigasyonun asistanını dinliyordum. İşimi sadece Selin’e bırakamazdım. O cadıya haddini bildirmeden ölmek istemiyordum. 

Geldiğimiz yer beş yıldızlı bir oteldi.

**************

5. Bölüm

Kaskımı çıkarıp gözlerimi hiç açmadan karartılmış özel gözlüklerimi taktım. Çıplak gözle bir sokak lambasına denk gelirsem bıçaklanmış gibi kıvranıp dururum.

Sezin’in bu otelde ne işi vardı acaba? Babamla buluşmayı planlamıyordur umarım. Her ihtimale karşı babamın nerde olduğunu öğrenmek için telefondan bilgisayara erişip konumunu öğrendim. Kahretsin ki o da buradaydı. Şaşırmadım, onu oradan çıkarmak için hemen bir şeyler yapmam gerekiyordu. 

-Neredesin Selin? 

Elimi tuttu ve buradayım, burası harika bir yer müthiş bir gece; dedi.

Bir sorunumuz var.

-Ne oldu?

-O kadın burada ama babam da buradaymış, birlikteler.

-Güzel işte, iş üstünde yakalamamız gerekmiyor muydu?

– Hayır Selin, sadece annemin yüzüğünü alıp döneceğiz. 

-Peki ya yüzüğü vermezse?

-Öyle bir seçeneği olmayacak, orasını ben hallederim. Şimdi babamı buradan uzaklaştırmalıyız.

-Nasıl?

-Telefonunu çıkart ve babamı ara, kendini karşı komşunun kızı Ebru olarak tanıt. “Evinizde büyük bir yangın çıktı; itfaiye, polis, ambulans hepsi burada sizi soruyorlar.” de ve kapat.

-Babanın kalp sorunları yoktur, umarım.

-Olsaydı burada iş çeviremezdi herhalde. Çabuk ol vaktimiz yok. 

Selin babamı arayıp ortalığı velveleye verdi. Birkaç dakika sonra telaşla otelin kapısında belirdi babam. Valeden arabasını istedi, aceleyle gaza basıp fırladı gitti. Kolumu Selin’in omuzuna atıp birlikte otele girdik, sadece belli belirsiz sönük ışıkları seçebiliyordum. Arada selinin kulağına fısıldayıp yönlendiriyordum. Resepsiyonun önüne gelince durmadan asansörlere doğru devam ettik. Terastaki bara çıktık köşedeki bir masaya oturduk. Selin, anlamsız şeyler söyleyip duruyordu. Kafası asitle dolu, ilk fırsatta ayılmasını sağlamalıyım.

-Çok romantik, randevuya çıkmışız gibi hissediyorum. İşimiz bitince bana gidelim mi? 

-Bu doğaçlama bir cadı avı Selin ve hayır, dışarda kalamam bize gideriz.

 Dedim, sol tarafımdan kadife bir kadın sesi işittim, garsondu:

-Hoş geldiniz, ne arzu edersiniz?

-Ganohora Blush açalım. Ve bir bardak su lütfen.

-Hay hay, zevkli bir seçim.

Selin:

-O da neymiş öyle, viski falan mı?

-Parlak kırmızı gül kurusu görünümlü, burundan çilek vişne kiraz gibi meyvemsi çağrışımlar yapan damak-burun uyumlu, dengeli alt notaları olan yoğun, zarif pembe bir şarap.

-Vay be, benden de böyle bahsedilmesini isterdim, tüm bunları nerden öğrendin?

-Zevkine düşkün, asosyal bir pezevenk olunca birkaç jedi numarası öğreniyorsun bir şekilde. 

-Ahahhaha!.. Sahildeki martıların sesini duyabiliyorum, çok renkli ve güzel bu masalar, galiba çişim geliyor. 

-Bekle, sakın bir yere gidip beni burada yalnız bırakayım deme.

-Altıma mı yapayım yani?

Garson içkilerle masaya geldi, kadehlerden sadece birini doldurmasını istedim. Garson gittikten sonra Selin:

-Benimkini neden doldurmasına izin vermedin. 

-O senin için değil, sen su içeceksin. Asitli kafayla bana yardım edemezsin. Şu iki hapı içmeni istiyorum, seni kendine getirecektir. 

-Daha sonra işemeye gidebilir miyim?

-Garsonu çağırıp gidebilirsin.

-Biz buraya ne için gelmiştik, hatırlayamıyorum.

-Sana evlilik teklif edecektim ama önce işemen gerekiyordu.

-Dalga geçme, cadılardan bahsettiğini hatırlıyorum sadece, buraya nasıl gelmiştik? 

-Selin kendine gel lütfen, lavaboya gidip gel çabuk, garsonu çağır giderken.

Umarım Selin başıma bela olmaz. Aynı kadife ses:

-Buyurun efendim, ne arzu etmiştiniz?

-Ah, affedersiniz. Gözlerim, ben görme engelliyim maalesef. Birini bekliyoruz da arkadaşım lavaboya gitti, geç dönebilir. Kirli beyaz ya da gri saçları olan 35-40 yaşlarında dudağının kenarında beni olan bir kadın görürseniz bu masaya yönlendirir misiniz? Lütfen. 

-Elbette seve seve. Başka bir arzunuz var mı?

-Bu iyiliğinize karşılık kendinize benim hesabımdan bir içki ısmarlayabilirsiniz? 

-Teşekkür ederim ama çalışırken içemeyiz. 

-Yorgunluğunuzu alacak bir kahvede olabilir. 

-Çok naziksiniz. İyi eğlenceler. 

Sezin cadısı doğruca bana gelecek. Tam sevişecekken adam acil bir telefon alıp seni terasında muhteşem bir bar olan otelde yalnız bırakıp gidiyor. Bu geceyi odanda hevesi kursağında kalmış olarak geçirecek değilsin ya elbet bara çıkıp programına devam etmek için yeni bir oyuncu seçmek isteyeceksin. Ama bir sürprizle karşılaşacaksın Sezin. Hem de hiç beklemediğin bir sürpriz. 

**************

kurtlarladans

Paylaş: