Çıplak Ayaklı Kadın Heykellerini Görme Günü

Hayatın en güzel yanı kimsenin kafamızdan geçenleri bilmemesidir. Ne müthiş! Bugün çıplak ayaklı kadın heykellerini görme günüm ve bunu sadece ben biliyorum.

Sıradanlığımı kabul etmek uzun mu sürdü kısa mı sürdü bilemiyorum. Belki de sıradan bile değilimdir. Karnım acıkmaya başladı, herkes gibi. Durakta beklerken, pencere kenarı kapma derdiyle koşuşturan yığınların içine karışmışken onlar gibi gözüküyorum. Neden onların içinde olduğumu benim de bilmediğimi hiçbiri bilmiyor. İşten eve döndüğümü sanıyorlardır ya da sevgilimin yanına gittiğimi. Onlar gibi olağan telaşlarla sürüklendiğimi zannetsinler otobüs önü kalabalığının arasında. Otobüsten inip vapura biniyorum. Şimdi herkes oturmuş ya yanındakiyle konuşuyor ya da telefonuna gömülmüş, olması gerektiği gibi sıradan her şey.

Yağmur az önce dindi. Damlalar demir korkulukların üzerinde o kadar nizami yerleşmişler ki sanki orada olmaları gerekiyordu, sanki orada olmak için yağdılar. Aşağı sarkan birkaç damla vapurun hareketleriyle sağa sola gidip geliyorlar. Yığınların içinde beni farklı kılan bir şey buldum nihayet, yağmurda giyilen ayakkabılardan giymemişim. Ayakkabımın içine giren yağmuru şu an ayaklarımda hissediyorum. Verdiği soğukluk hiç dert değil. Montumdaki damlalar kurumuş bile. Bir telefon çaldı, benim sandım. Sıradan bir şey daha, çoğu kişide aynı telefon sesi var. Bindiğim vapur alıştığımız eski vapurlardan değil, yeni tanışmış denizle. Attila İlhan’ın adını vermişler vapura, her yerde adı yazıyor. Cankurtaran simitlerinin üstünde bile yazıyor adı. Boğulan birine atıldığında, suyla boğuşurken o adı görse ne hisseder acaba ya da Attila İlhan görse her gün denizin üstünde süzülen bir demir yığınına adının verildiğini, ne hisseder. Merak ettim, sıradan bir duygu daha. Vapurun durduğunu geç fark ettim, herkes inmiş. En son ben iniyorum. Yürüyorum. Kaşımla gözüm arasına bir yağmur damlası düştü, ardından bir iki tane daha. Ne şanslıyım trafik ışıklarına takılmadan karşıya geçebildim. Yürüyüşümü hiç durdurmadan çıplak ayaklı kadın heykellerinin arasından geçiyorum. Yığınların arasına karışıp nereye gideceğimi düşünmeden yürüyorum. Çayı bir lira olan bir yer bulmam gerek. Ama bu arada düşen yağmur damlalarının arasından etrafı süzmeyi de ihmal etmiyorum. Mütevazı, köşeye sıkışmış bir börekçi buldum. Sanırım çok yürümedim. Yüzümü duvara dönmüşüm; yoldan geçenlere, kararsız yağmura sırtımı dönmüşüm. Bu sıradan mı kestiremedim. Az sonra bu defa nereye gideceğimi bilerek, geldiğim yoldan geri döneceğim. Sağ kulağımda hiç görmediğim birinin sesi, sol kulağımda yağmurun sesiyle dün gece tavanı seyrettiğim odama geri döneceğim.

nizanim

Paylaş: