Crassus’un Ölümü Üzerine İki Farklı Görüş

M.Ö. 60’lı yıllarda yaşamış olan Romalı general ve politikacı Marcus Licinius Crassus yaşamı ile olduğu kadar ölümüyle de tartışmalı bir isim. Bu tarihi figürün ölümünü bu kadar ilgi çekici kılan detay ise aslında pek çok tarihçi ve vakanüvis tarafından birbirinden oldukça farklı biçimlerde aktarılmış olması.

Crassus’un ölümü hakkında doğruluğu tartışılan iki kaynak mevcut. Bunlardan ilki yunan tarihçi Plutarch’ın “The Parallel Lives” isimli eserinin XVIII. bölümü olan “The Comparison of Nicias and Crassus”da yer alıyor. İkincisi ise Romalı tarihçi Cassius Dio’nun Roma tarihine ışık tuttuğu “Dio’s Rome XL”ın V. bölümünde yani 16-30 olarak ayrılmış alt bölümlerde aktarılıyor ve pek çok tarihçi Dio’nun sembolik bir ölüm yaratma çabası içerisine girdiğinden söz etse bile doğruluğu yine de tartışmaya açık bir kaynak. Bu iki kaynağın hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu tartışmadan önce Crassus kadar manipülatif bir politikacı ve askeri anlamda güçlü bir stratejist olan bir figürün nasıl bu kadar basit hatalar yapıp kendi sonunu getirdiğini anlamak gerekir. Bunun için ise Part’lar ile olan savaşından çok daha öncesine, hırslarının temel kaynağı olan rekabete göz atmak lazım geliyor.

Oldukça yaygın bir bilginin aksine Crassus askeri kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını Sulla’nın safında savaştığı Collina kapısı muharebesinde yakalamıştır. Fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan Marcus Licinius Crassus – Gnaeus Pompeius Magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır. Çünkü bu muharebenin sonucunda Lucius Cornelius Sulla Felix ile Pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi -Sulla’nın üvey kızının Pompeius ile evlenmesine onay vermesi- Crassus’u iyiden iyiye genç Pompeius’a karşı kışkırtmıştır. Köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. Bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine Pompeius ile bağlantılı.

Pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte Spartaküs’ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen Crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan Ompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum Crassus’un daha da hırslanmasına sebep olur. Çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran Crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran Pompeius’un lejyonları olmuştur ve bu durum Crassus’un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. Crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.

Bu süreçten sonra Pompeius doğu’ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip Gaius Julius Caesar’ın ön ayak olması ile beraber First Triumvirate ittifakında bir araya geldi. Ama Crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe Pompeius’a karşı bilenmeye devam etti.

Zamana yayılan bu rekabet en sonunda Crassus’un kendini kanıtlama çabası, Pompeius’a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile tamamen kendini kaybetmesine sebep oldu ve gözlerini Part imparatorluğuna dikti. Düşünülenin aksine Crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde Partlara saldırmazdı. O pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. Asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. Neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral II. Orodes’in emrinde olan komutan Spahbod Surena tarafından Katafrakt’ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. Sırf hırslarından ve Pompeius’dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü Armenia’nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de Partların oldukça ezici bir zaferle Carrhae Muharebesi’nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. Plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile Part’ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir

.Crassus’u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? Yazının başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kâfi miktarda. Baştan belirtmek gerekirse Crassus’un ölümü yüksek ihtimalle Plutarch’ın anlattığı biçimde; kafası ve bir eli kesilip Part kralı II. Orodes’e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu Dio’nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. Plutarch ve/veya Plutarkhos daha genç yaşında Akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren Roma’da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. Olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. Elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. Edward Hallett Carr’ın “What is History” eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. Yine de Plutarch’ın tutumu, Roma’da bulunan kaynaklara erişimi ve Crassus’un dönemine Cassius Dio’dan daha yakın olması sebebi ile Crassus’un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu Cassius Dio’nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.

Cassius Dio’ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvarî bir anlatı ile aktarıyor Crassus’un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. Dio’nun anlatımına göre Crassus’un boğazına altın dökülerek öldürülmesi. Bu yaygın bir biçimde aktarılan yanlış bilgilerin bir diğeri. Cassius Dio Dio’s Rome XL – 26. bölümde açıkça belirtir ki Crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. Yani, Dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece Dio fazladan bir detay aktarır Crassus’un ölümüne dair. Bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır.

Birinci ihtimal Dio ve Plutarch’ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani Crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve bir eli kesilerek kral II. Orodes’e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.

İkinci ihtimal ise Cassius Dio’nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile Carrhae muharebesi sonrası Partların veya Romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. Yani Dio bir söylentiyi bilerek veya bilmeyerek gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. Eğer Romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi Crassus’un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor. Çünkü Crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen Crassus, bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. Yine de tarih bize aynı zamanda Crassus’un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. Gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. Bu yüzden bu söylentilerin Partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek ve yine şu var ki Partların Kralı II.Orodes’in bu savaşı anlamsız bulup Crassus’a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. Yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu Orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; Part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin Romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. Eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen Partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur. Ama yine başa dönecek olursak ve Dio’nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki Dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvarî bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var.

Crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. Para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar Roma’da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve Crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. Para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü Crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.

Yine de şunu belirtmekte fayda var. Tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. Tarih, kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. Bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. Crassus’un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. Ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.

gandalfgillerden

Öne çıkan görsel kaynak: Ahmet D. Altunbaş

Paylaş: