Dilimiz Nelere Muktedir?

“Bizim dilimiz neye sahip de diğer canlılarınki değil, bizim dilimizi farklı kılan özellikler neler?” gibi sorular insan dilinin temel özelliklerinin tanımlanmasında ve sınıflandırılmasında kilit rol oynar. Diğer canlılar türdeşlerine dün gece neler yaptığını veya bugün neler yapmak istediğini “aktaramıyor”. Hayvanların da farklı şekillerde iletişim kurma yöntemleri var fakat hiçbiri insan dili kadar detaylı ve karmaşık değil. Belki de diğer canlıların dilinin en büyük ortak özelliği “yeterlilik” olmasıdır. Her canlının ilk önceliği temel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu açıdan bakıldığında -insanı hariç tutarsak- aslında bu kadar komplike bir dil sistemine ihtiyaçları yok gibi görünmektedir.

İnsan dilinin ne olduğunu tanımlayabilmek için doğanın diğer sahiplerinin dillerinden ayrılan özelliklerine bakmak gerekir. Ele alınan altı özelliğin temelini “farklılıklar” oluşturmaktadır. Tabii bundan bağımsız bir tanımlama -örneğin hem benzerlikleri hem farklılıkları ele alan- yapılabilir.

1. Reflexivity: Bu özelliğe “ifade edebilme, düşünceyi aktarabilme, yansıtılabilirlik” diyebiliriz. Tüm canlılar bir şekilde iletişim kuruyorlar fakat beyinlerindekileri tam olarak yansıtma yeteneğine sahip değiller. Örneğin bir köpek başka bir köpeğe havladığında yalnızca “havlamış” olur, havlamanın ne olduğu hakkında bir fikri yoktur. İnsan dışı canlılar çoğu zaman sadece anlık bir durumu vurgularlar. Yani kendi iletişim dilleri hakkında konuşamazlar. Mesela insan birine “Çok fazla argo kullanıyorsun.” dediğinde insan dili hakkında fikir belirtmiş olur. Yani kendi fikrini karşı tarafa “aktarmış” olur.

2. Displacement: “Yerine geçme, yerini alma, yer değiştirme.” İnsan, soyut kavramlar ve olaylardan, geçmişten, gelecekten ve şu andan bahsedebilir. İnsan dili belli bir zamana hapsolmuş değildir, tam tersine istediği yerde istediği zaman hakkında konuşabilir, “zamanlar arası geçiş” yapabilir.

Örneğin cennet-cehennem, şu an yanımda olmayan herhangi bir kitap, geçmişte yaşadığım üzücü bir anı veya herhangi bir şey hakkında konuşabiliriz. Oysa kediniz size kedilerin tanrısı, mama piyasasının geleceği veya öğle vakti uyumasına engel olan inşaat sesi hakkında konuşamaz. Yalnızca yakın çevre (immediate environment) hakkında miyavlayabilir. İşin özü canlıların çoğu “şu an” olan durumlar hakkında bir şeyler aktarabilirler.

3. Arbitrariness: “Keyfîlik, buyrultusallık” şeklinde çevrilen özellik. Örneğin “cam” sözcüğünü ele alalım. Bahsi geçen sözcüğün kendisiyle ifade ettiği anlam arasında herhangi doğal bir ilişki yoktur. Çünkü aralarında doğal bir bağlantı olsaydı her dilde aynı şekilde olması gerekliydi, denir. Aynı anlama gelen sözcükler farklı dillerde farklı şekillerdedir (cam-glass, sanat-art vs.). Yani malumunuz “Masaya neden masa deriz?” şeklindeki meşhur soruyu tanımlayan özellik “keyfîlik”tir.

“Bir horozun veya kedinin sesi hemen hemen her dilde aynı, bu nasıl olacak?” derseniz bu keyfîlik dışı durumun sebebi yansıma sözcüklerdir: onomatopoeia. Bu sözcüklerde anlam ile ses ilişkisi vardır: kedi sesi “miyav-meow”, kapı çalma sesi “tık tık veya tak tak-knock knock”. Bu gibi taklide dayalı sesler farklı dillerde benzer şekildedir. Burada ses ve anlam arasında doğal bir ilişki vardır.

4. Cultural Transmission: “Kültürel aktarım”. Hayvanlar nasıl iletişim kuracaklarının içgüdüsüyle doğarlar. Örneğin dünyanın bir ucundaki maymunla diğer ucundaki maymun aynı şekilde iletişim kurarlar. Fakat kuşların doğru “şarkının” üretilmesi için içgüdülerini öğrenmeyle birleştirdikleri gözlemlenmiştir. Meşhur bal arılarında ise verimli polenin yerinin gösterilmesi için grup içinde “dans (waggle dance)” yoluyla iletişim kurulduğu bilinmektedir. Arılar bunu grup içinde birbirlerine aktarabilirler.

İnsanın bulunduğu yer önemlidir. Biz dilimizi kültürümüzden ediniyoruz ve nesilden nesile aktarıyoruz.

5. Productivity: “Üretkenlik, yaratıcılık, verimlilik”. “Creativity” olarak da kullanılır. İnsanlar yeni durumları ve nesneleri tanımlamak için dillerini durmaksızın manipüle edebilirler. Örneğin yeni bir işi ifade eden “telemarketing” sözcüğü. İnsan dilindeki sözlerin potansiyel sayısı bitimsizdir/sonsuzdur. Türkçe için düşünecek olursak 1970’li yıllara kadar “bilgisayar” diye bir sözcüğümüz yoktu. Yeni gelen nesneyle birlikte dilin üretkenliği hemen devreye girer.

6. Duality: “Double articulation, duality of patterning” olarak da adlandırılır. Türkçedeki karşılığı “çift eklemlilik”tir. İki düzlemde gerçekleştiği için bu isimle tanımlanmıştır. Nedir bu vatandaş? Elimizde p, a ve k sesleri olsun. Bu sesleri üretmemiz birinci düzlem, ikincisi de bu seslerle anlamı olan sözcükler yaratmamız. Yani elimizde mevcut olan, erişebildiğimiz bir malzeme var, biz bu malzemeden farklı farklı yemekler yapabiliyoruz; p, a, k seslerini kullanarak pak, kap, apk sözcüklerini üretebiliyoruz. Elimizdeki kırk dört sesle (ortalama bir insan dilindeki ses sayısı) milyarlarca anlamlı sözcük üretebiliyoruz.

En başta bahsettiğim gibi, daha fazla özellik ekleyen-azaltan da var fakat temel olan altısı bahsi geçen özellikler. En ünlü özellik listesi, Amerikalı Yapısal Dil Bilimci Charles Francis Hockett’in tespit ettiği listedir. “Hockett’s Design Features” olarak adlandırılan bu listede insan dilinin ayırıcı on altı özelliği mevcuttur. Örneğin Hockett’in “prevarication” olarak adlandırdığı özellikteki dayanağı “insan dilinin yanlış bilgiler de verebilmesi”dir. Kısaca “yalan söylemek” de insan dilinin ayırt edici özelliklerinden biri.

wertheimer

Paylaş: