EUPHORİA

Ellerini siyah paltosunun cebine sokmuş, omuzlarını iyice düşürmüş, sendeleye sendeleye karanlık geceye lapa lapa yağan karın altında yürüyor. Gecenin karanlığını yararak arkasından bir otomobil geliyor. Kornanın canhıraş feryatlarıyla irkilerek son anda yana çekiliyor. Üstüne başına sıçrayan çamurlu karı silkelerken arabanın arkasından bağırmayı da ihmal etmiyor:

“Ne uluyorsun ulan sokağın iti gibi!”

Sinirli hareketlerle paltosunun yakasını kaldırıyor; daha sarsak, daha hızlı adımlarla yoluna devam ediyor. Hızlanan karda başını iyice paltosuna gömmüş; ev sahibi kocakarı, kira diye onu kapıda yakalamadan eve girmenin yollarını düşünüyor. Kaç gün kaçacaksa daha? İşten de çıkarılmış bugün. İhtiyarın, o kirayı asla ödeyemeyeceğini anlayıp onu kapının önüne koyması kaç gün sürer acaba? Zaten hiçbir şey yolunda gitmiyor. Neye elini attıysa kuruyup kalıyor. Şeyden beri…

Bilmem kaçıncı kez sendeliyor. Bu kez çamurlu kara düşmesine ramak kala toparlanıyor. Sunturlu bir küfür savuruyor geceye. Ucuz şarabın sarhoşluğu da hiç çekilmiyor. Arkadaşlarıyla kafayı çekip eve çakırkeyif döndüğü geceler rahmetli ninesinin yarı öfkeli yarı merhamet dolu “İçme şu zıkkımı evladım. Allah’ın gücüne gider bak. Hiçbir işin rast gitmez sonra.” diyen sesi yankılanıyor kafatasının içinde. Adımlarını biraz yavaşlatıyor, başını göğe kaldırıyor. Gözlerini kapatıyor. Tanrısal bir bağışlanma gibi düşen kar tanelerini yüzünde hissediyor bir süre. Bir şeyler söylemek istiyor, kelimeler boğazından çıkmıyor bir süre. Neden sonra, “Allah’ım” diyor, “Aslında iyi bir insanım, tanısan seversin.”

Keskin bir fren sesiyle irkilip gözlerini açtığında son gördüğü karşıdan gelen bir arabanın kedi gözü gibi parlayan farları oluyor. Yay gibi gerilmiş vücudu havada bir süre süzüldükten sonra olanca ağırlığıyla yere çakılıyor. Boğazından doğru yukarı çıkan sıcaklık ağzında yoğun bir kan tadı bırakıyor.

Buna rağmen kendini hiç bu kadar özgür, tasasız, şen hissetmemiş. Bir kahkaha atıyor. Bir kahkaha daha… Kahkahalar ardı ardına patlamaya devam ediyor. Çılgınlar gibi gülüyor şimdi. Hem artık hiç canı da acımıyor. Şu duyduğu kendi kahkahaları gerçekten mi çınlıyor gecenin ayazında yoksa tüm bunlar sadece kafasının içinde mi olup bitiyor, emin değil. Umurunda da değil. O sadece sarsıla sarsıla gülüyor. Anne karnındaki bir çocuk hafifliğiyle gülüyor. Neden sonra gülmeye ara veriyor. “Ah, ulan!” diyor, “Kim bilir ne zaman bulurlar cesedimi. Bu saatte kuş uçmaz kervan geçmez bu yolda, karların arasında? Neyse, canım sağ olsun.”

yokoylekararliseyler

Paylaş: