Güzel Bey

Masadan biri kalkınca saatlerdir köşedeki koltukta uyuyan Güzel Bey’i uyandırdılar. Gözlüğünü taktı, gömlek cebindeki emekli maaşını yokladı ve ağır ağır masaya yöneldi. Güzel Bey sadece mecbur kaldığında konuşurdu. Kimseyi umursamayacak kadar yaşlı olduğunu düşünürdü. Garsona doğru işaret parmağını havada bir tur çevirdi ve cam kenarındaki boş koltuğa oturdu. Perdeyi çekti çünkü meraklı gözlerin ona uğursuzluk getireceğine inanıyordu. Çektiği kağıt sonucu yer değiştirmesi gerektiğinde garsonun getirdiği çaydan bir yudum aldı ve şansının olmadığına dair bir şeyler homurdandı. Kasabada hasat zamanıydı, poker oynuyorlardı. Herkeste para vardı. O gece ışıklar hiç sönmeyecekti. Güzel Bey için işler yolunda görünüyordu, çocuksu bir tebessüm solgun dudaklarında öylece kalakalmış gibiydi. Kahvede tanımadığı birkaç kişiye rakı ısmarladı, para üstünü garsona bahşiş olarak verdi. Sigarasından masadakilere ikrâm etti ama kimse kabul etmedi. Gavur sigarasıdır, çekinmeyin alın, dedi. Kimse oralı olmamıştı. Kafasını hafifçe sola doğru yatırdı sanki acıma duygusu uyandırmaya çalışıyordu. Eli bir süre bu şekilde havada kaldıktan sonra kendisi için bir sigara çıkardı. Bozulmuştu ikrâmın geri çevrilmesine, içten içe hüzünlenmişti. Herkes sigara içiyordu oysa ki, biri alsaydı da yine içmeseydi diye düşündü. En çok da suikaste uğrayacağı inancıyla kimsenin elinden çay kahve içmeyen cumhurbaşkanı lakaplı emekli memura sinirlenmişti. Yağlı saçlarıyla tam karşısında oturuyordu. Kendi ucuz tütününden çıkarıp içmişti. Güzel Bey sigarasından uzunca bir nefes alıp söndürürken masadan kalkmayı düşündü. Önünde epey bir para birikmişti. Dünkü zararını çıkarmıştı hatta faizciden aldığı yüklü paranın da bir kısmı çıkmıştı. Güzel Bey bunları düşünürken cumhurbaşkanı rest dedi kendinden emin bir sesle. Güzel Bey kravatını gevşetti, sıra kendisine gelirken titreyen elini gizlemeye çalışarak bir sigara daha yaktı. Kalbi bedenine hapsolmuş bir kuşun çıkmak için göğsünü zorlaması gibi sol tarafına vuruyordu. Boncuk boncuk terliyordu, alnından göz kapaklarına düşen ıslaklık yüzünden mendilini çıkarıp yüzünü silmek zorunda kaldı. Sigarasını unutmuştu, yarıya gelen sigaranın külü masaya düştü. Kalkması gerektiğini söyleyen iç sesini elinin iyi olduğu gerekçesiyle susturdu. Emin olmak için kağıtlarının ucunu hafifçe yukarıya kaldırıp başını eğerek tekrar baktı. Cumhurbaşkanının gözlerine bakmak niyetiyle kafasını kaldırdı ama gözleri yağlı saçlarına takıldı tekrar. Blöf yapsa bile göremem diye düşündü. “Adamın içinde ölü bir şeyler var, duyguları yok.” Bir yudum su içti ve önündeki parayı masanın ortasına doğru sürdü. Eller açıldı, Güzel Bey elindeki kağıtları hışımla yırtarak ayağa kalktı. Kahveci partiyi toplamaya geldiğinde Güzel Bey ona masayı dağıtmamasını söyledi. Eve kadar gidip para alıp geleceğini söyleyerek dışarıya çıktı. Başı dönüyordu bir an için sendeledi. Kapının önündeki herkes kendisine bakıyor gibi hissetti. Sert bir rüzgâr yüzünü okşadı, yürürken köstekli saatine baktı. Gece yarısını geçiyordu. Eve yaklaşırken Güzel Bey kaldırımın köşesinde uyuklayan bir köpek gördü. Hayatı boyunca köpeklerden korkmuştu. Yaklaştı diz çöktü köpeğin yanına, kafasını okşarken ağlamaya başladı. Kalktı, ayaklarını hissetmiyordu. Ayakları yere yapışmış da sürünerek kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Eve yöneldi anahtarını çıkardı ve birkaç denemede açabildi kapıyı. Yarı aralık bıraktı kapıyı, bütün ışıkları açtı. Banyoya yöneldi, sandalyeyi tavandaki ampul demirinin altına çekti. Kemerini çıkardı, boynuna göre ayarladı ve sandalyenin üstüne çıktı.

martineden

Paylaş: