İbrahim Voyvoda

Bosna’nın Kilissa kasabasında yaşayan Hüsrev Ağa’nın erkek evladı olmamıştı. Erkek evlat hasretini biricik kızı Rebia Hatun’u konuşmaya başladığı çağdan bu yana gittiği her yere götürerek bir erkek çocuğu gibi büyütmesiyle avutabilmişti. Hüsrev Ağa’nın kızı; ayaklarında kundura, belinde kuşak, tabanca ve elinde kamçı ile babasının yanında dolaşırdı. Bosna’da kızları on dört yaşına geldikten sonra kocaya verirlerdi ancak on altı yaşına basan Rebia’nın bir kısmeti çıkmamıştı. Bunda sebep Rebia Hatun’un çirkin olması değil, babasının onun bir erkek gibi yetiştirmesiydi. Oysaki Rebia Hatun bembeyaz bir tene, gülpembe dudaklara, ejderha renginde gözlere sahipti. Hüsrev Ağa, kızına kısmet bulmayı düşünmüştü ama onun isteği, kızının sevdiği bir delikanlı ile evlenmesiydi.

Bosna Valisi Salih Paşa’nın on dokuz yaşındaki oğlu Cafer, bir gün Hüsrev Ağa’nın çiftliğini ziyarete geldi. Rebia ve Cafer, birbirlerini görür görmez aşk ateşinden yanıp tutuşmaya başlamıştı. İki genç birbirlerini deliler gibi sevmesine rağmen Cafer’in cahil anası, “Gelin dediğin erkekler gibi dağlarda dolaşmaz.” diyerek bu birlikteliğe karşı çıktı. Ateşi başından aşkın olan Cafer’i bir an önce Rebia’dan çekip almak için Bosna’nın en zenginlerinden olan Hacı Sinan’ın kızı ile evlendirmeye karar verdiler. Düğüne üç gün kala güzel yüzlü Cafer, Kilissa Dağları’na ava çıktı. Bir şekilde yanındaki adamlarından ayrı düştü ve kayboldu. Cafer’in adamları telaş içinde oğlanı aramaya koyuldu. Gün doğarken karşılarına bir oduncu çıkageldi. Oduncu, adamların telaş içinde olduklarını görünce “Beyinizi mi arıyorsunuz?” diye seslendi. Adamlar “Evet.” diye karşılık verdi. Oduncu gülümseyerek “Beyinizi Rebia Hatun dağa kaldırdı, artık onun yanındadır.” dedi. Adamlar şaşkınlıkla ne yapacaklarını düşündüler ve durumu Paşa’ya aktardılar.

ibrahim voyvoda

Oğlunun Kilissalı Hüsrev Ağa’nın kızı tarafından dağa kaldırıldığını öğrenen Salih Paşa çok sinirlendi. Maiyetindeki koca bir ordu ile oğlunu ve kızı aramaya çıktı. Nihayet bir akşam Rebia Hatun ve kafilesini ormanlık bir alanda kıstırdılar. Rebia Hatun’un yanında sekiz on kişi vardı. Paşa’nın ise koca bir vilayet ordusu. Taraflar arasında gün aydınlanana kadar çatışma sürdü ve sonrasında yerini sessizliğe bıraktı. Gecenin rengi, gündüz ortaya çıkıyordu. Ağaç diplerinde, kayaların kovuklarında yatan yedi ceset bulundu. Bunlardan biri de Paşa’nın oğlu Cafer’di. Gözünü kan bürümüş olan Salih Paşa; Hüsrev Ağa’nın dinlerine, devletlerine ve padişaha ihanet ettiğini, Venediklilerle iş birliği yapan bir casus olduğunu anlattığı bir mektubu derhâl başkent İstanbul’a yolladı ve kendisi de hiç vakit kaybetmeden Kilissa’ya doğru yola çıktı. Paşa’nın hışmı çok sert oldu, Hüsrev Ağa da dâhil toplam kırk erkeği ibret için çınar ağaçlarına astırdı. Bu olaydan bir ay kadar sonra İbrahim Voyvoda adında bir eşkıya türedi. Voyvoda isimli bu eşkıya, Saraybosna’ya gitmekte olan yüz on kişilik bir kafileden yüz dokuzunu öldürdü. Sağ kalan tek kişinin eline mektup verdi ve bu mektubu Bosna valisi olan zalim Salih Paşa’ya götürmesini söyledi.

“Hüsrev Ağa Hanedanı’ndan Kilissa sokaklarından bir günah olarak astığın kırk nefer masumun her birine karşılık yüz cana kıymak için yemin ettim. Dört bin can eder, bugün yüz dokuzunu kestim, üç bin sekiz yüz doksan bir kişi kaldı. Mertsen vilayetin askerini topla, olduğum dağlara gel göreyim, kavuğunla kürkünle seni köçek oğlanı gibi oynatıp sonra kazığa vurmaya yemin ettim. İmza: İbrahim Voyvoda.”

Bu olay Bosna’da büyük dehşet yarattı. Bosna halkı, bu feci olaydan Paşa’yı sorumlu tutmaya başlamıştı. Herkes korku içindeydi. Kervan saldırısından bir hafta sonra Saraybosna ağalarından birinin oğlu olan Ramazan Çelebi ortadan kayboldu. Üç gün sonra cesedi, kafası kesilmiş hâlde, bir ağaçta sallanırken bulundu. Cesedin asıldığı ağaca da bir not iliştirilmişti:

“Yemin ettim, Vali’yi bana teslim etmediğiniz sürece Rebia Hatun’un her saç teli için bir taze oğlan daha keseceğim. İmza: İbrahim Voyvoda.”

Saraybosna halkı telaşlanmıştı, şehrin ileri gelenleri Paşa’yı Voyvoda’ya teslim etmeyi düşünmeye başlamışlardı. Bu olaylardan kısa bir süre sonra yeni bir kara haber geldi. İki yüz dört kişilik kervandan tek kişiyi sağ bırakıp iki yüz üçünü kesmişlerdi. Sağ kalan kervancının getirdiği notta “Üç bin altı yüz seksen yedi kişi kaldı ki yeminim tam ola.” yazıyordu. Saraybosna’nın ileri gelenleri bir çözüm bulmak için Paşa’nın konağının yolunu tuttu ancak o sırada yeni bir haber daha geldi. Paşa’nın oğlu Cafer’i evlendirmek istediği kızın çiftliği basılmış, yetmiş kişi öldürülmüştü. Voyvoda’nın dehşeti uzun bir süre Saraybosna’nın üzerine çökmüştü. Voyvoda’nın izini bulmak için türlü yollar deneyen Salih Paşa, bir türlü istediği sonucu alamamıştı. Nihayet hiç beklenmedik bir anda çirkin mi çirkin, keçi gibi kokan bir çoban, “Voyvoda’nın nerede olduğunu biliyorum.” diye çıkageldi. Çobanın verdiği bilgiler neticesinde Voyvoda ve Paşa arasında köşe kapmaca yaşanmaya başladı. Sonunda Paşa, Voyvoda ve adamlarını derin bir vadide kıstırdı. Voyvoda’nın çetesi kırk kişiydi ancak bulundukları yer savunmak için oldukça elverişliydi. Dört gece boyunca süren çatışmalar neticesinde Voyvoda’nın adamlarından yarısı vuruldu, geriye kalanı ise Paşa’nın adamları tarafından yakalandı. Yakalananlar içinde Voyvoda yoktu, adamlarını önden yollamış, kendisi de vadide bulunan değirmende kalmıştı. Gün ağarmadan önce Paşa ve adamları değirmene girdiler ve şaşkınlık içinde kaldılar. Yıllardır dehşet saçan bu haydut en çok on dokuz yaşlarında, bıyıkları terlememiş, tüysüz bir oğlandı.

Paşa ve Voyvoda arasında uzunca bir konuşma geçti. Paşa soruyor, Voyvoda cevaplıyordu. Paşa’nın adamlarından biri “Bu eşkıya bizim delikanlılarımızı soyup onları dans ettirirdi, biz de öyle yapalım.” diye öne atıldı.

Voyvoda gayet sakin bir şekilde “Ben oynarım ama benim yaptığımı yapamazsınız. Ben önce onları oynatır, sonra da kafalarını keserdim. Sen benim başımı kesemezsin, ya kazığa ya da çengele asacaksın çünkü benden daha zalimsin.” dedi.

Salih Paşa, adamlarına emir verdi. İki asker, Voyvoda’yı tutup soymaya başladı. Voyvoda tamamen çıplak kalınca “Uuuuu!” diye sesler yükseldi. Voyvoda”nın göğsü, erkeklerinki gibi düz değil, yuvarlaktı.

Paşa, “Bu eşkıya avrat mıdır?” diye seslendi.

İbrahim Voyvoda, “Ben hanedanını zulümle yıktığın Hüsrev Ağa’nın kızı Rebia’yım!” diye bağırdı. Çırılçıplak kalan Rebia önce raks ettirildi, sonra da hanedan konağının önündeki meydancıkta bir ağacın gövdesine bağlı olarak üç gün aç ve susuz bırakıldı. Üç günün ardından, gözleri önünde inşa edilen çengele asılmak için yukarı doğru kaldırıldı ve çengelin üstüne doğru bırakıldı. Şansı vardı ki çengellerden biri Rebia’nın kalbine isabet etmişti. Bu sayede oracıkta can verdi. Cansız bedeninin altında ise geriye kalan yirmi dört haydudun da başları vurularak sergilendi.

                                                                                                                      aktrolavcisi

Kaynak :  Reşad Ekrem Koçu – Erkek Kızlar

Paylaş: