Orpheus

Hey, Orpheus!

“ Hey, Orpheus!
I’m behind you,
Don’t turn around,
I can find you.”

diyerek başlayacağım yazıma. Zira ne zaman Arcade Fire’ın bu eserini dinlesem, bir anda Orpheus’un (HAYIR, ÖRFE DEĞİL! BASTIRA BASTIRA, ORPHEUS!) hikayesine sürüklenirim.

Orpheus, tanrı Apollon ve Zeus tarafından tecavüze uğrayan masum Kallisto’nun oğludur.

Baba getirisi sayabileceğimiz bir özelliğe sahiptir bu Orpheus. Lir çalma yeteneği harika boyuttadır.

Ne kadar insan, tanrı, kahraman, ağaç, böcek varsa hepsini; lir çalarak büyüleme yeteneğine sahiptir. Bir gün, doğada gezip lir çalarken, bir kadına denk gelir. Uzun siyah saçları, kahverengi gözleriyle adeta bir tanrıça ihtişamına sahip bir ağaç perisidir bu.

Bizim Orpheus, görür görmez tutulur orada ağaç perisine. Lir çalarak yanına gider, büyülemeyi dener bu kadını. Başarır da.

Adını sorar ona, aldığı cevap ise onun hayatını karmakarışık hale getirecek bir sözcüğe dönüşür; Eurydice…

Birbirlerine bağlanan bu güzel çift, aşklarını evlilik ile taçlandırırlar.

Bir gün, Orpheus, ormanda lir çalmak için evinden çıkar. Çıkmadan önce Eurydice’a aşkla bakar, onu defalarca öper ve erkenden geleceğini söyler.

Ormanın derinliklerine indikçe aklında fikrinde Eurydice vardır. Çaldığı lirde, onun aşkını ifade eden melodileri doğaya dinletir; çiçekler açar, yağmur taneleri düşer her bir kısma.

Ama Eurydice için işler yolunda değildir. Eurydice, evinin bahçesinde otururken bir satyr tarafından izlenmektedir. Satyr, yani belinin altı at ya da keçi, belinin üstü insan olan bir kır yaratığı, Eurydice’a sessizce yaklaşmayı ve ona sahip olmayı arzular.

Eurydice, kendisine yaklaşan satyri ve onun pis niyetini anladıktan sonra ondan kaçmaya başlar. Ormana doğru dalar, Orpheus’un adını bağıra bağıra haykırmakta, yardım istemektedir…

Ama işler daha da sarpa sarar, Eurydice bir çukura düşer. Önce gözleri kararmıştır, sonra bilinci kapanmış vaziyette kalır. Kendine geldiğinde vücudunun her kısmı acıdan sızlıyordur Eurydice’ın.

Gözlerini açtığı anda, hemen yanında yatan simsiyah yılanı görür. Yılan Eurydice’ın bacaklarını ve kollarını defalarca sokmuştur. Bağıra çağıra çukurdan çıkan Eurydice, zehirli yılan yüzünden birazdan öleceğini biliyordur. Ama yine de bağırır: “HEY, ORPHEUS!”.

Sonrası mı? Athena’dan yardım ister. Afrodit için yakarır. Apollo için ağlar. Zeus için haykırır. Ama hiçbir yardım alamaz tanrılarından.

Yere yığılır, gözyaşları artık güzel elmacık kemiklerinin üzerinden toprağa karışmaktadır. Orpheus’u düşünerek son nefesini verir.

Saatler sonra, Orpheus keyfi yerinde bir şekilde eve dönmektedir. Lirini çala çala Eurydice’ı düşünür; ona binlerce melodi adar.

Evinin bahçesine girdiğinde eşini göremez. Evine girer, orada da Eurydice yoktur. Bir terslik olduğunu fark eden Orpheus, bahçenin hemen önündeki ormanlık alana bakar. Tekrar ormana girer, Eurydice’ın ismini bağırır.

“NEREDESİN, EURYDICE!?”

Korkmaya ve endişelenmeye başlayan Orpheus, tuhaf bir çukur görür. Çukurun içinde bir yılanın uyuduğunu fark eder, tiksinir, ürperir. Yoluna devam ederken, beyaz giysiler içerisindeki eşinin yerde uzandığını görür.

Yanına koşar, eşinin yüzüne bakar. Gözleri çoktan kapanmış, yüzü mosmor olmuş Eurydice’ın çoktan öldüğünü fark eden Orpheus, ağlayarak kendine kızar; eşinin canlanmasını, onunla olmasını ister.

Bunun için tek bir yol olduğunu fark eder. Ölüler ülkesinden sevdiği kadını geri almalıdır. Bunun için de yapması gereken şey bellidir; Hades’in yanına inmek!

Hades’in yanına nasıl ineceğini düşünen Orpheus, bir fikri olmadığını fark ettikçe deliye döner ve tüm suçu ayaklarına yükler; yürür, yürür ve yürür. Günlerce deli gibi yürüyerek kocaman bir mağaranın girişini keşfeder.

Korkmadan mağaraya dalan Orpheus’u bilge bir peri karşılar burada. Bilge peri, onun neden geldiğini de bilmektedir. Ona fısıldar: “Arkadaki tüneli kullan.”.

Orpheus, mağaranın arkasındaki tünele girer ve yürür. Tünelde tuhaf bir su keşfeder. Bu suyun seviyesi de gitgide yükselmektedir. Tünelin sonunda ışık yoktur. Kendisinden binlerce yıl sonra doğacak olan Nasıralı ve melekleri de beklemez onu.

Tünelin sonu karanlıktır anlayacağınız, karşısında her ölümlünün tir tir titrediği nehir durmaktadır, Styx Nehri.

Şimdi önünde kocaman bir engel olan olan Orpheus, kara kara Styx nehrini geçip nasıl Hades’e ulaşabileceğini düşünmektedir.

O sırada onu düşüncelerinden bir şey alıkoyar. Charon gelmiştir, sandalını yavaş yavaş kıyıya yanaştırır. Charon başlarda onu sandala almak istemez ama hikayesini duyunca Orpheus’un gözlerindeki hüznü fark eder, onu kayığa ilk ve son kez olmak şartı ile alır ve karşıya geçirir.

Hades’in huzuruna girmek üzere iken, kapıya elini atar atmaz, Orpheus’u başka bir engel durdurur, Kerberos…

Kerberos, Hades’in yanına girmesine asla müsaade etmeyeceğini söyleyerek, Orpheus’a derhal bulunduğu yeri terk etmesini söyler, yoksa onu zehirleyerek öldüreceğini de ekler.

Ama Orpheus durur mu? Hüzünlü bir şarkı çalmaya başlar, bu şarkı öylesine farklı ezgilere sahiptir ki, Kerberos dayanamaz ve uyumaya başlar.

Orpheus gülümser ve Hades’in kapısını açarak ölüler ülkesinin içerisine dalar!

Attığı her adımda ölülerin yüzlerine bakmaktan çekinen ve korkan Orpheus, biricik eşini aramaktadır. Ama onun ölümlü olduğu, doğrusu henüz ölmediği çok çabuk fark edilir. Tanrı Hades, Orpheus’un derhal yanlarına getirilmesini emreder.

Hades’in ve onun tecavüz ederek sahip olmaya çalıştığı, biricik annesinden kopardığı ve tarımın yok olmasına sebebiyet veren kış gibi bir şeyin var olmasına neden olan eşi Persephone’nin karşısına çıkan Orpheus, eşini geri istediğini, onsuz yapamayacağını söyler.

Hades ve Persephone, bu delinin şarkısına kıkır kıkır gülmeye başlarlar. Bunu gören Orpheus çok sinirlenir ve bir şarkı daha söylemeye başlar. Bu kez, gülme sırası Orpheus’tadır.

Hades ve Persephone, bir anda büyülenmiş ve Orpheus’a eşini vermeyi kabul etmişlerdir.

Ama tek bir şartları vardır. Orpheus, Hades’in yanından ayrıldıktan sonra Eurydice arkasından gelecek, yeryüzüne çıkana dek arkasına asla bakmayacaktır.

Orpheus, ağlayarak Hades’e teşekkürler eder ve çıkışa ilerler. Styx nehrine açılan kapıyı açar, Kerberus’a bakar, tekrar sandala biner. Her ne kadar Charon ona ilk ve son kez demiş olsa da Hades’in ıslak imzalı belgesi vardır.

Sandaldan indikten sonra mağaraya, yani yeryüzüne açılan tünele girer. Ama içinde bir ümitsizlik, Eurydice’ın arkasından gelmediği gibi bir his vardır.

Karanlık tünelin içinde ilerledikçe arkaya dönüp bakmamak için kendisiyle savaşmaktadır. İlerlerken bir an durur. Karşısında ışık vardır. Birkaç adım sonra yeryüzüne ulaşacaktır.

Ya Eurydice hiç gelmemişse? Ya Hades onu kandırmışsa? Ya Eurydice’ın başına bir şey gelmişse ne olacak?

Dayanamayan Orpheus geriye doğru döner ve gözleriyle Eurydice’ı arar. Kendisinden beş adım geride, beyaz giysisi, başındaki ölüler diyarına ait solmuş çiçeklerle örülü tacı ve kahverengi gözleri ile biricik Eurydice’ını görür. Onunla göz göze gelir. Eurydice tekrar ağlıyordur. Güzel, çıkık elmacık kemiklerinden yine yaşlar süzülür.

İşte o an, Orpheus kaybettiğini anlar. Eurydice’a doğru koşar ama çok geçtir, rüzgâr aldığı gibi onu tekrar ölüler ülkesine geri götürür.

Orpheus, kendi güvensizliğinin kurbanı olmuştur. Aslında insanlar Orpheus gibi davranarak hayatlarındaki güzel insanlara hak ettikleri gibi davranmayıp güvenmemeyi seçerek, onların peşlerinden geldiğini bildikleri halde geriye dönüp onlara bakma gereği duyuyorlar.

Sonra da o insanları kendi güvensizlikleri yüzünden kaybediyorlar. Ve bu kendi güvensizliklerini de örtmek için Hades’e küfürler yağdırıp tekrar ve tekrar geri istiyorlar.

Sırf bu yüzden, hayatımıza giren o güzel insanlara hak ettikleri gibi davranıp onlara olan güvenimizden bir damla bile şüphe etmeden geriye bakmadan yeryüzüne ilerlemeye devam etmek gerekiyor.

Onları o tünelde kaybetmeyin. Orpheus gibi geriye bakmayın.

Yeryüzüne çıkabilmeniz dileğiyle…

pinkshinyultratambourine

Paylaş: