TOL

Tol – Bir İntikam Romanı. Murat Uyurkulak’ın 2002 yılında yayımlanmış ilk romanıdır. Adı üstünde bu roman, güzel ihtimallere inanıp bu uğurda mücadele eden, bedel ödeyen ve yenilenlerin, kaybedenlerin intikamının romanı. İntikamı alırken de cevapları bulduran, çok farklı biçimlerde iç acıtan bir eser.

Kitap, “Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.” cümlesiyle yetiştirme yurdunda kalan çocuk Yusuf ‘un 12 Eylül sabahına uyanması ile başlıyor ve deliliğin sınırlarında gezinerek bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Bu yolculuğu trenle yapıyoruz, Yusuf ve Şair ile o trendeyiz. Diyarbakır’a gidiyoruz, mütemadiyen içiyoruz, içip sarhoş oluyoruz, küfrediyoruz ve Şair’in yardımıyla Yusuf’un hiç görmediği babasını arıyoruz öykülerde. Aslında sadece Yusuf’un babasının öyküsünü değil, 1950’li yıllardan 90’lara uzanan Türkiye tarihini de okuyoruz kitabın arka planında. Şair’in çocukluğu ve yaşam öyküsü de trenin penceresinden akıyor yavaş yavaş… Bu kitapta çoğunlukla İzmir anlatılmış ancak İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’ın yoksul semtlerinde, varoşlarında da geziniyoruz sık sık. Bu roman ihtimallerin, öfkenin, acının, inadın, boyun eğmeyenlerin, devrimcilerin, delilerin, ötekilerin, fahişelerin romanı.

Roman “t”,” o”, ve “l” adında  üç ana bölüme ve inciler, sinekler, şişeler, balıklar, yağmurlar, santimler, çöpler, tüfekler, muhabbetler, kelimeler, köpekler gibi birçok alt bölüme ayrılmış. Samimi olarak söylemek gerekirse kitabın başlangıcını çok sevmedim, sanırım ağır dili olan bir kitap sonrası başlamış olmamın ve dilini basit bulmamın etkisi var bunda. Ancak bu basit, abartısız dilli kitaptan ilk tokadı yedikten sonra  hızla okumaya başladım. İlerleyen sayfalarda suratıma yediğim  yumruklar ise oldukça sarsıcı oldu, işte bunu hiç beklemiyordum. 314 sayfa bittiğinde ağzımda, kan gibi garip bir tat bıraktı kitap.

“Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?”

“Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”  

*Tol, Mahir Günşiray tarafından tiyatroya da uyarlanmıştır.

evernevergreen

Paylaş: