Tutsağın Özgürlüğü

Elinde anılar ve yaşanmışlıklarla dolu olan eski valizin dışında sahip olduğu hiçbir şey bulunmayan adamın, alnının bir yanından başlayıp kaşının ortasına doğru yükselen bu dağların; dökülen takvim yapraklarıyla ilgisi yoktu.

Önceleri umutları, hayalleri ve hedefleri olan bu adamın, yorgun bedenini taşımayı her an bırakacakmış gibi görünen ayakları yerden kalkmadan ilerliyordu. Yıllar önce alınmış ayakkabılar oldukça temizdi. Koca demir kapının arkasını en son yirmi altı sene önce görmüştü. Yıllarca özgürlüğüne kavuşacağı o günü düşlemişti. Ancak kafesin kapısı açıldığında o cesur kanatların eskiye dönmesi zaman alacaktı.

Artık sokaktaydı, yıllarca beklediği, defalarca düşlediği anın içerisindeydi. İnandığının aksine beklediği huzur, özgürlükte saklı değildi.  İçinde tarif edilmez bir huzursuzluk vardı. Başlarda bu his, yabancı bir şehirde, yabancı insanlarla olmak gibiydi. Fakat başka bir güneş sistemine ait olan biri, ancak bu kadar yabancı hissedebilirdi. Mevsime hiçte uygun olmayan kazağının, bedenini kaşındırmasını bir an hissetmese kıyafetsiz olduğunu düşünecekti. Öylesine korumasızdı. Sanki bütün gözler ona bakıyor, adımlarını takip ediyorlardı. Oysa sokağı dolduran insanların tek amacı mesaileri başlamadan iş yerlerine ulaşmaktı. Onlar ne doğan güneşe bakarlardı, ne ağaçlara; ne dalga seslerine kulak verirlerdi, ne de martılara. İnsanlar hiç değişmemişti bunca yılda, sadece sokaklar daha kirliydi ve insanlar daha telaşlıydı. Adamın hayallerinde yemyeşil olan parklar yerini büyük binalara bırakmıştı.

Düşünceleri, aklından geçirmekle bitmiyor, her biri poşetleniyor da eline tutuşturuluyormuş gibiydi. Adımlarını yavaşlatınca, kendini toparladı ve hızlı adımlarla sahile ilerledi.

Birkaç balıkçı ve balıkçıların ayaklarına dolanan kediler dışında kimse yoktu. Evet, bir de martılar. Martılar olmazsa olmazdı. Martı seslerinden şikâyet ettiği, ağız tadıyla dinlenmeye mani olduklarını düşündüğü zamanları hatırladı. Buruk bir gülümseme dudaklarında belirdi. Yirmi altı yıl boyunca düşünmeye, dinlemeye çok zamanı olmuştu. Artık sessizliğe tahammülü yoktu. Hiç olmadı ya şarkı mırıldanır ya da ıslık çalmaya başlardı.

Adamın yıllarca dört duvar arasında sıkışmış bedeni, ruhunu da tutsak etmiş; her geçen gün onu umutlarından uzaklaştırmıştı. Bu mücadeleye direnen adam, kendi ve duvarlar arasında ki savaştan galip gelmişti. Çok yıpranmıştı, ama ayaktaydı yeni bir yaşam şansı ona tekrar verilmişti. Seçim yapmak adama aitti. Artık ruhunu dört duvar arasına tutsak eden eski yaşanmışlıklarını bir kenara bırakıp yeni bir başlangıç yapma zamanıydı. Oturduğu yerden doğruldu valizini olduğu yerde bırakıp hızlı adımlarla kalabalık sokağa karıştı.

ironika

Paylaş: