Virgül

İşte varlığı en hafif, en mütevazı noktalama işareti: virgül. Çocuk virgül, kardeş virgül…

Kurşun kalem bir beyaz kâğıda dokunur, dokunduğu yerde kalır öylece. Ya söyleyeceği sözleri tüketmiştir kalem yahut tüm sözcüklerin, tüm anlamların eşiğinde akıp gitmek için bekleyiş içindedir. Fakat biri vardır ki bu tumturaklı bekleyişten, bu somurtkan Königsberg ciddiyetinden, yalnızlıktan sıkılır da aşağılara doğru süzülüverir, oyun oynamaya gider, dünyalara karışır.

Elbette her noktalama işareti bir ayrımı, bir durmayı, duraksamayı ifade eder en nihayetinde. Lakin yazı yine de çocukluğunu kaybetmez virgülde. Cıvıl cıvıl oyununun ortasında çok susayan ve oyunundan geri kalmak istemeyen bir yumurcak birkaç yudum su içiverir, hızlı hızlı, hem üstüne başına döker birazını. Acıkmıştır, kirlenmiştir, düşüp bir yerlerini kanatmıştır ancak umursamaz hiçbirini. İşte virgül tam da oradadır. Neşeli, ivecen, dışa dönük, oyunbaz virgül.

Virgülün ilk vazifesi bir şeyleri birbirinden ayırmak. Fakat virgülün olduğu yerde bu ayrım asla kategorik bir ayrım değildir. Belli bakımlardan benzer özellikleri olan varlıklar birbiri ardına diziliverirler, bir kardeşliği paylaşırlar. Virgülü bu noktainazardan “toplumcu, halkçı, demokrat” diye nitelemek mümkün müdür acaba? Siyasete atılsa mesela virgül, yüksekte bir kürsüye tırmanmak yerine insanların oluşturduğu büyük halkanın ortasına geçip “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/Ve bir orman gibi kardeşçesine” diye seslenmez mi dostlarına, güvercinler uçurmaz mı gökyüzüne?

Kategorik bir ayrım söz konusu olduğunda nokta gelip hemen ilişir virgüle, virgülün üstüne yerleşir, noktalı virgül olur, oyunbozanlık eder. Onun da niyeti belki aristokratlık yapmak, kast sistemini diriltmek, toplumsal tabakaları birbiri üstüne dizmek değildir ancak noktanın tesiriyle bir ikilik tohumu da girmiştir mahlukatın içine. Virgülün “birliktelik” manzarasına “ayrılık” karışmıştır.

Bu hususiyetlerinden ötürü virgül, sözün özgür alanı şiirde kendisine rahatlıkla yer bulabilmiştir. Hemen hemen kimse onu dışlamaz, onun varlığından rahatsızlık hissetmez. Noktaya ise kuşkuyla bakılır orada genellikle. Şiir, noktanın buyruğu altına girmeyi reddediyor, virgülü kendisinden görüyor.

İlhan Berk, “Berk Sözlüğü”nün “Virgül” başlıklı kısmında şunları söylüyor virgülle ilgili:

“Salt duruşuyla vardır virgül, duruşunu, bir onu öne sürer, onu önerir bir:

-BÖYLE VARIM!

der gibidir. Yani hep baş aşağı, hep uysal, alımlı, güvenli, kardeş. Gerçi duruşunu ters yüz ettiği, başkaldırdığı olur ama o durumda da yine o duruşu öne geçer: yalın, kusursuz, güzel. Fakir bir sokak, mahalle çocuğu gibi ama salt kendi kalarak, kendi olarak, hiçbir şeye yaslanmadan. Örneğin ünlem işareti gibi kurum satarak, bağırarak değil; nokta gibi de bir durukluk, değişmezlik, kendini yinelemek ya da baş olmak gibi bir yasa koymadan. Kılık değiştirirse noktanın yüzündendir bu, onun şımarıklığından, onun üste çıkmasındandır. Soru işareti gibi sorular soracağım diye de tepineyim demez. Niceliğini bilir; nicelik, nitelik değiştirmez onda, sınıfına bağlıdır çünkü; sınıf saygısını her şeyin üstünde tutar, bilir ki ona bağlandıkça vardır. Ayraç gibi de aracılık, uzatmacılık, anlam kayırmacılığı etmez, çengel işareti gibi de dikkatleri kendime çekeyim demez, bellidir işi:

I- Süreklilik (Süreklilik bilir ki sonrasızlıktır.),

II- Durukluğa karşı çıkmak (Durukluk bilir ki ölümlüdür.),

III- Bir imgelem adamıdır (İmgelem bilir ki insana en çok gidendir.).”[1]

                                                                                                                                                 eniyisipencere


[1] İlhan Berk, Aşk Tahtı (1976-1982) Toplu Şiirler II, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2018, s. 221.

Paylaş: