Watchmen

Watchmen, felsefe ile ilgilenen herkesin okuması gereken bir çizgi roman, ahlak felsefesinin düşünce tarzlarını birer süper kahraman olarak karşımıza çıkartır.

Watchmen ve ahlak felsefesi hakkında bu yazıya nasıl başlayacağıma bir türlü karar veremiyordum sonra aklıma Denise’nin verdiği nasihat geldi:


“Aklına gelen en üzücü şeyle başla ve okurun sempatisini kazan.”

Aklıma gelen en üzücü hikaye şahane pazar programında karpuz kesen bir samurayla başlıyor;
yaşım yedi, elimde bir mandalina parçası televizyonda şahane pazar. Elinde bir pala ile platformdan kayan karpuzları kesmeye çalışıyor samuray kıyafetli bir adam. Mandalina yoku olan elimi arada anneannemin eteğine siliyorum, bana bakıyor gülümseyerek, gülüşü çok şey anlatıyor. Tam samuray karpuzu ortadan ikiye bölecekken yayın kesiliyor. Eskiden bu tarz olaylar için yayın kesilirdi, şimdi altyazı yetiyor. Doğu’da yaşanan bir çatışmada bir çok asker hayatını kaybetmiş. askerlerin isimlerini okuyor spiker, aklımda kaldığı kadarı ile: Salih B., Furkan T., Sinan Y. diyor spiker ve aklımda asla çıkmayacak bir tonla Mehmet A. diyor en son -dayım-. Aklım karpuzda, ev ise buz kesmiş durumda. Kimse konuşmuyor sonra birden anneannemin önderliğinde ancak bir Kusturica filminde görebileceğiniz bir ahenk ile ağıtlar yakılıyor evin her köşesinde. Elim mandalina yoku anneannemin eteğine silemiyorum. Dayım Mehmet için ağlıyor herkes, ben anneannemi izliyorum. Sonra dedem, nüfusunu kullanarak aramalar yapıyor. Ağlamaktan yorgun düşmüş artık herkes. Samuray karpuz kesmeye devam ediyor ve o an bir telefon geliyor. Aynı birlikte başka bir Mehmet daha varmış, dayım yaşıyormuş. Ev birden panayır yerine dönüyor, annem ile teyzem birbirine sarılıyor, ben ellerimdeki mandalina yokunu emiyorum, dedem bana bakıp gülüyor. Televizyondan kahkahalar geliyor, bir karpuz yere düşüp yarılıyor. Sonra anneannem ayağa kalkıyor. Benim için hayata dair ilk ders başlıyor. “Ne yapıyorsunuz siz?” diyor, sevincini nasıl paylaşacağını şaşıran aile üyelerine bakıp. “O da birinin Memedi!” diyor. Gözünden bir damla yaş dökülüyor. Herkes susuyor. Bir daha asla tanık olmayacağım bir sessizliği yaşıyorum. Sabaha kadar anneannemi izliyorum yorganın altından gizlice, durmadan namaz kılıyor birinin Memedi için ve ben hiç durmadan içimden tekrarlıyorum, “O da birinin Memedi, o da birinin Memedi.”

Şimdi, eğer Denise’nin teorisi doğruysa dikkatinizi çekmiş bulunmam gerekiyor. Bu anıyı anlatmamda ki tek sebep üzücü olması değil, zira zihnimin ücra köşelerinde daha nice üzücü anı bulunmaktadır, yorgan altında küçük bir çocuğun gizlediği. Bu anıyı anlatmamdaki asıl sebep maksimlerdir. İmmanuel Kant’a göre bir eylemin ahlaki değerini belirleyen şey; eylemin sonucu değil, o eylemi güdüleyen temel ilkedir. Bu ilkelere “maksim” denmektedir. Benzer davranışlar farklı maksimler sonucu ortaya çıkabilir. Biraz önce anlattığım anıyı ele alalım. Olayın ilk başında ölen bir insana üzülen kişilerin eyleminin sonuçları aynıdır: Hüzün. Ancak farklı maksimler ile hareket edilmektedir. Anneannem hariç herkes “Eğer sonuçlar sizi üzecekse insanlara değer verin.” maksimine uygun hareket etmektedir, anneannem ise “İnsanlara değer ver.” maksimi ile hareket eder. Kant’a göre yalnızca anneannemin maksimi ahlakidir, Kant bu ayrımı koşulsuz buyruk ile sağlamaktadır, tıpkı Rorschach gibi.


Rorschach, Watchmen çizgi romanında yer alan karakterlerden biridir. Evsiz bir adam olarak ortaya çıkar geceleri ve sokaklarda gezinir. Üzerini kapayan bir çatısı olmadan “Üzerindeki yıldızlı gök ve içindeki ahlak yasası” ile kıyamet saatinin artık sona geldiği bir dönemi anlatır Watchmen, nükleer savaş kapıdadır.

Adrian Veidt isimli bir süper kahraman namı diğer Ozymandias, bir planı harekete geçirir ve New York’a bir saldırı düzenleyerek bunu dünya dışı bir saldırı gibi gösterir ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olur. Ancak kıyamet saati artık durmuştur, nükleer savaş tehlikesi uzaylı saldırısı karşısında son bulmuş ve ülkeler ortak düşmana karşı beraber hareket etmeye başlamışlardır. Tam bu noktada ahlaki sorgulama başlar. Ozymandias, John Stuart Mill’in görüşü ile hareket etmektedir. Mill’e göre eylemlerin sonuçları onun ahlaki değerini belirler. Birbiri ile yarışan ahlaki değerler arasında bir değerlendirme yapar ve sonuçlara göre toplam mutluluğu en fazla olanı tercih eder.

“Medeni bir toplumun herhangi bir üyesi üzerinde kendi iradesine aykırı bir güç kullanılmasını mazur gösterebilecek tek amaç diğerlerine zarar vermenin engellenmesidir. Fiziksel ve ahlaki manada kişinin kendi iyiliği yeterli bir haklı neden değildir.” -Mill

Ozymandias’ın bu saldırısına karşı çıkan kahramanlardan biridir Rorschach. Rorschach yukarıda değindiğim gibi Kant’ın koşulsuz buyruğuna göre hareket etmektedir. Hipotetik buyruk onun ahlak anlayışına uymamaktadır. Örneğin: “Sana saygı duyulmasını istiyorsan yalan söyleme.” buyruğu gibi. Kant için koşulsuz buyruk söz konusudur “Yalan söyleme.”. Kant’a göre bütün ahlaki eylemleri belirleyen tek temel koşulsuz buyruk vardır. Örneğin: “İnsanlara zarar verme”. Bu yüzden Rorschach, Ozymandias’ın Mill destekli faydacı saldırısının sonuçları savaşı durdurmuş olsa bile bunu ahlaki bulmaz ve bu temel üzerine kurulu bir barışı kabul etmez.

“Bütün dünya için güven içinde bir yasa olabilecek bir hareket ilkesine göre davran.” Kant-

Kant, koşulsuz buyruğu şu şekilde belirler:

1. Yalnızca evrensel bir yasa olmasını dileyebildiğin bir maksime göre hareket et.
2. Başkalarını ve kendini asla amaçların aracı olarak değil, her zaman amaç olarak görecek şekilde hareket et.
3. Maksimlerinizle bir amaçlar krallığının yasa yapıcı üyesiymiş gibi hareket edin.

Evrensel bir yasa denilenecek bir maksime göre hareket etmeyen, insanları barış uğruna bir araca dönüştüren Ozymandias, barışı sağlamış olsa da Rorschach’a göre barışın altında yatan kıyım insanlara haber verilmeliydi, sonucu ne olursa olsun doğruyu söylemek şarttı. Rorschach gibi Ozymandias’ın Mill temelli bir barış getiren saldırısına karşı çıkan bir diğer kahraman ise Komedyen’dir. Buraya kadar okuduysanız sıkılmış olabileceğinizi düşünerek bir şiir ile kafamızı dağıtalım.

“Oturmuş bekliyordum orada, neyi?
Hiçbir şeyi! Tadına varıyordum, iyi ve kötünün ötesinde,
Bazen aydınlığın, bazen gölgenin,
Derken dostum, ansızın bir, ikileşti.
Ve yanımdan zerdüşt geçti…”

-Zerdüşt’ün İlhamı

Komedyen, Ozymandias’ın planını ilk öğrenin kişidir ve bilgi kendisinin ölümüne sebep olacaktır. Kahramanlar arasında savaşlara katılan ve elini en çok kana bulayan kişidir o. Bu yüzden “Uzun süre uçuruma baktığı için uçurum da ona bakmıştır ve canavarla savaştığı için bir canavara dönüşmüştür.” Komedyen, Watchmen’de Nietzsche felsefenin bir yansıması olan kahramandır. Ölümü Friedrich Nietzsche’nin ölümünden bir kesittir. Nietzsche bir gün sokağa çıkar ve faytoncu ile inatlaşan bir atı görür, faytoncu sinirden deliye döner ve atı kırbaçlamaya başlar, bunu gören Nietzsche, dayanamaz ve koşarak atın yanına gider ve boynuna sarılıp ağlamaya başlar. Daha sonra evine dönen Nietzsche belli bir süre konuşmadan yatar ve düşünür sonunda ise dudaklarından şu cümle dökülür; “Mutter, ich bin dumm!”
“Anne, ne aptalım.”
Daha sonra ise Nietzsche, sessizliğe gömülür.


Komedyen’in Ozymandias’ın planlarını öğrendikten sonra son cümlelerini söylemek için yanına gittiği kişinin ise baş düşmanı Moloch olması ilginç bir noktadır ve son cümlesi “Anne, affet beni.” olur. Nietzsche felsefesine göre, kahramanlığın bir tutku olduğunu ve daha büyük bir erdem için savaşmak gerektiğini düşünen ve maskesini çıkartan Ozymandias’ın değişimini Zerdüşt ile görebiliriz; “Bir zamanlar tutkuların vardı ve onlara kötü diyordun. Oysa şimdi yalnızca erdemlerin var. Bunlar senin tutkularından yetişir. En yüksek hedefin için bu tutkuların kalbine nişan almıştın, sonra bunlar senin erdemlerin ve sevinçlerin oldular. İster fevriler, ister şehvet düşkünleri, ister yobazlar, istersen de kindarlar soyundan ol; sonunda tüm tutkuların, erdemlerin oldular, bütün şeytanların da meleklerin. Bir zamanlar mahzeninde tuttuğun köpekler vardı ama sonunda bunlar kuşlar ve sevimli şarkıcılar oldular. Zehirlerden kendi iksirini kaynattın, hastalık ineğini sağıyordun, şimdi memelerinden tatlı süt içiyorsun. Ve artık sende kötülük yetişmez, erdemlerin çatışmasından doğan kötülükler değilse eğer.”

İşte bu Ozymandias’in erdemidir, Carl G. Jung bu pasajı şu şekilde yorumlar;

“Kişi bir bakıma şeytandan bir erdem. Örneğin, kibirden tevazu cimrilikten cömertlik yaratmış gibi görünebilir. Ama insan gerçekten cimrilikten cömertlik yaratmışsa o zaman bu cimrice bir cömertlik olacakır. Kişinin temizliği aynı zamanda saf olmama hali ve kişinin samimiyeti mucizevi bir yalan olacaktır. Çünkü insan gölgenin hala orada olduğunu unutur.”

Tüm bu ahlak çatışmalarının ortasında duran bir diğer isim ise Doktor Manhattan. Yavaş yavaş dünyadan ve insandan kopan, özgür irade üzerine kafa yormaya başlayan ve tüm ahlak erdem gibi kavramların özgür irade eğer yoksa bir anlamı olmayacağını gören bir kahramana dönüşür. Baruch Spinoza’ya.
Ozymandias’ın katliamından sonra, kendisine sorduğu haklıydım öyle değil mi sorusuna, Doktor Manhattan direkt Spinoza’nın şu cümlelerinin özeti ile cevap verir;

“Doğanın kudreti her yerde bir ve aynı olduğu için nefret, öfke, kıskançlık gibi şeyler de doğanın zorunluluğundan kaynaklanır, belirli nedenleri vardır. İnsanların kötü olarak yargılanabilecek davranışlarına sebep olan duygular belirli nedenselliğe bağlıdırlar. Dolayısıyla bunları yargılamak yerine anlamak gerekmektedir. Zihinde mutlak ya da özgür irade diye bir şey düşünülemez. Sadece zihnin şu ya da bu nedene bağlı olarak seçim yapması söz konusudur. Zihin kesin ve belirli bir düşünme biçimidir, o yüzden kendi istenci üzerinde mutlak bir hakimiyeti olamaz. “

“Seni yargılamıyorum, sana hak vermiyorum ama seni anlıyorum.” –Doktor Manhattan

gaunter o’dimm

Paylaş: