Yapa’yalnız

                                                                                                                    18 Mayıs 2021

Bugün kalemimin kağıtla buluştuğu ilk gün. İlk kez zihnimden geçenleri bir yere aktarıyorum. Elbette birçok kez konuşmayı denedim. Ancak bu, daha farklı olacak. Kelimelerim zihnimden hızlıca çıkıp akıveriyor. Anlatıyorum çokça. Anlattıklarım ne kadar ulaşıyor, ne kadarı karşımdaki insanın zihninde benim hissettiğim kadar canlanıyor – bu kısım benim için çok önemli- emin değilim. Yani sözlerimin insanlar üzerindeki tesiri… Bunu biliyorum. Bir şekilde insanları etkiliyorum. Hüznümü paylaşan, benimle gülümseyen birileri var. Ama tam olarak hissettiklerim, işte meselem bu. Her ne olursa olsun yapayalnızız. Bir diğeri öteki. Benzer duyguları yaşıyoruz. Aynı eylemi paylaşıyoruz. Ancak beyin kendi deneyimlerimden yola çıkıp belirli şemalara duyguları yerleştiriyor.

‘-ş’ işteş eki. Cümleye konulduğu anda beraberlik ya da karşılıklı yapma anlamını veriyor. En sevdiğim örnek sevi-ş-mek. Sevmek değil, sevmek değil, sevişmek. Birinin tenine dokunuyoruz. Parmaklarımız hareket ederken sinir uçlarında hissettiğimiz haz, beyne çeşitli sinyaller yolluyor. Gözlerine bakıyoruz karşımızdaki insanın… Aynı etki onda da var mı? Vücudumuzda yaşanan her bir kasılmanın, hazzın uyanış şekli. İç çekmeler… Aynı eylem; patlayan, uçuşan farklı hisler. Biri aşk ile sevgi ile yaşarken bir diğerinin hayalinde, bambaşka birinin olabileceği bir ana dönüşebiliyorsa o zaman o, ‘işteş eki’nin karşılıklı yapmadan-birlikte yapmaya dönüştüğü an mı?

Hımm hıımm hım…

Zihnimde bir melodi.

E bebeğim eee eee eee

E bebeğim eee eee eee

Küçük bir çocukken henüz uyandığım an, sıcak yorganın altından çıkmadan seslenirdim.

-Anne.

Yanıt gelmezdi. Bir daha seslenirdim. Bu kez daha bir tedirgin halde.

-Anneeee!..

Eğer ses yoksa, eğer evde kimse yoksa yorganı aralar gözümde beliren yaşlarla beraber hızlıca evden çıkıp babaannemlere doğru koşmaya başlardım. Yalnız uyanmak -yalnız kalmak- en çok korktuğum şeylerden biri. İki dakikalık mesafeyi hem koşar hem ağlardım. Oysa bilirdim sabahın erken saatlerinde annem, babaanneme yardım için giderken beni uyandırmaya kıyamamış ve birazcık daha uyumam için beni evde bırakmıştır.

İki dakikalık yolun sonu annemin sıcak kolları. En çok güvende hissettiğim alan. Yine de -bile bile- onun orada olduğunu, beni yalnız bırakmadığını, ben her uyanışımda etrafa baktım, anne diye seslendim, yokluğunda ağlamayı bırakmadım.

            Yalnızlık, kalabalıkla sarmalanmış hayatımın merkezi. Dolduramadığım boşluk belki de. Bir masa. Üzerinde mezeler, rakılar; etrafında dostlar konuşan, gülen, şarkılara eşlik eden… Yüzümde bir gülümseme, içimde bir ses: Yalnızlık. Sizinle olmak için doğum günümde buradayım diyen üç yüz elli kilometreyi aşıp gelmiş bir insan. Tam olarak doksan santimetre uzakta. Elimi uzatsam elinden tutabilirim. Gözlerine baktığımda bir ışık, dudaklarımda bir gülümseme yakalayabilirim. İçimde bir şarkı. Yok aslında kulaklarımda bir şarkı, herkesin eşlik ettiği. “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım.” Kıpırdayan dudaklarım, tokuşturulan kadehlerin çınlamaları. Bir masada beş kişi, bir elimde bir başkasının eli… Ve ben yalnız. Yapayalnız değil. Sadece yalnız.

robnaja

Paylaş: