Yerden Göğe Yükselen Türk Mitolojisi

 “Geçmişte söylenenlerin tekrar edilmesi”… Antik Yunanlılar mitolojiyi işte böyle adlandırıyorlardı. Onlar için mitoloji o kadar merkezdeydi ki Kadim Yunan’ın bugün bile en bilindik yüzünü mitler oluşturuyor. Bu nedenle mitoloji denildiğinde kadim ve derin bir kaynak olan Yunan mitolojisinin anlaşılması gayet doğal ama bahsimiz, bu çokça işlenmiş mesele değil. Konumuz, kadim ve derin bir kaynak değil, başından beri saf ve zengin bir hazineyle teşekkül olmuş Türk mitolojisi.

Türkler, şüphesiz mitolojilerini huzur, güven, denge gibi sabit ve kalıcı şeyler üzerine inşa etmek isterlerdi. Ama gerek atlı göçebe bir toplum olmaları gerekse kalacakları sabit bir meskenlerinin olmaması, destanlarını yazıya dökmelerine bile fırsat vermemiştir. Türk; destanını, varlığını ve düşünüşünü anasının dudakları arasında, atasının cenk şarkılarında aramış ve yine geleceğe bu yolla taşımıştır. Mitolojimizin yazıyla tanışması asırlar (ve hatta Yaratılış Destanı’nı örnek alırsak binlerce yıl) sürse de saflığını sözlü kültürle koruyabilmiştir.

İnsanların yerden yaratıldığı kadim inançlarda hep var olmuştur. Bu inancın mitolojimizde tezahürü, Yaratılış’ta Tanrı Ülgen’in ilk insanı (Türk’ü) balçıktan yaratmasıdır. Konumuza işte tam burada girmiş bulunuyoruz. Yerden yaratılmış Türklerin nasıl göğe yükseldiğini irdelemek de buradan başlar. Yerden göğe yükselmiş bir mitoloji, şüphesiz yansıttığı topluluktan bağımsız olmaz, olamaz.

Yaratılış’ın tasvirî bir çizimi. (Kaynak: Cihan Engin Digital Art)

Türkler Toprak Ana’nın koynunda doğdular, yer ile gök arasında büyüdüler, koştular, savaştılar ve öldüler. Onlar ölenlerine “Gittiler.” demediler. Onlar için ölenleri uçmuşlardır… Göğe. Göğün tanrısına.

Yerle gök arasındaki formların bugün animizme dâhil edilen etkileri söz konusudur. Bugün dahi Yakut ve Altay Türkleri, animist inançlarını sürdürmektedirler. Şu bilinmelidir ki kültlerin yerden göğe çıkması çok yönlü bir olaydır. Mitoloji ile ekonomik ve sosyal yaşam arasında, coğrafi ve siyasi faktörler arasında doğrudan bir bağ vardır.

Topluluklarının ortak atalarını teşkil eden kadim topluluklara baktığımızda onların ilk olarak avcı-toplayıcı karakterli bir orman kavmi niteliği taşıdığını görüyoruz. Bu topluluklar genelde küçük gruplar hâlinde yaşayan; toplayıcılıkla, az miktarda da avcılıkla hayatlarını idame ettiren topluluklardı. İlk Türkler de bu toplumsal yapıda yaşamlarını sürdürüyorlardı. İlk Türklerden bahsederken binlerce sene önce Güney Sibirya’da ormanlarda yaşayan Türklerden bahsedilir. İlk Türklerde görev bölüşümü ve yiyecek paylaşımı gibi eylemlerin düzenlenmesi kadınların elindeydi. Erkekler avcılıkla uğraşsalar da ailenin geleceğine ve yönetimine ailenin anası karar veriyordu. Toplulukta kadının otoritesi daha büyüktü, bu yüzden anaerkil bir yapı teşkil etmekteydi. Ormanda iç içe yaşanan böyle bir ortamda yere ve ormana büyük bir önem atfedildi. İlk Türklerde var olan güçlü ve otoriter ana simgesi doğa ve toprak ile, nehir ile, dağ ile birleşti. Ve ilk mitolojisini yarattı: “yer”…

Beş kuruşumuzun ön yüzündeki “Yaşam Ağacı”, Türk’ün bu ilk kadim inanışının bir simgesidir.

Aynı ağacı Türk dünyasının bir diğer ucunda görüyoruz. Rusya’ya bağlı varlığını sürdüren Çuvaşistan’ın bayrağı:

Türkler için yüzyıllar az çok böyle geçti. Sonra çok oldular, savaştılar. Bu yurttan çıkıp Orta Asya’ya yayıldılar; Tuna’dan Dinyeper’e, Volga’dan Fırat’a, Çin’den Hind’e gittiler. Daha sonra ise üç kıtaya. Ama bu beraberinde değişimi de getirdi. Artık ormandaki dostane paylaşım yerini Orta Asya bozkırının kıskançlığına bırakmıştı. Paylaşılacak ağaç, avlık hayvan yerine uğruna savaşılacak sulaklar vardır. Türkler artık yeni bir dünya ile tanışmıştı.

İşte bu noktada savaşçılığından bir şey kaybetmeyen Türk kadını, görklü beğine, alp oğluna ön salmıştır. Yüzyıllardır toplumun belkemiği olan ana, Batılıların “Amazon kadını” efsanesine kaynaklık etmiş, o büyük Türk anası bile bozkırın kızıl kıyametine karşı koyamamıştır. Bundan sonra cenk meydanı, er meydanı olur. Kanla taşar Orta Asya çanağı, içenler de bir daha doymaz. İşte böyle bir coğrafyada ağaç da pek seyrektir. Geceleri yalnız yıldızlı gök uzar gider kızıl bozkırda. Gündüz ise sonsuz mavilik. Ağaçtan göğe yükselen filiz misali Türkler artık coğrafyanın da etkisiyle yaratıcıyı gökte aradılar ve anlamlandırdılar. Büyük önem atfedilen kayın ağacının yerini Göktengri aldı. Sonra onun da tanrısı oldu. Tanrı bir oldu.

Sonsuz göğün içinde Orta Asya bozkırı.

Türklerin mitolojisinin yerle başlaması insanlığın kaçınılmaz ve evrensel bir meselesi ama yerdekilerle kalmayıp gözlerini göğe dikmeleri; şüphesiz Türklerin coğrafya ile, kan ile, savaş ile, intikam ile yoğurulması ve kızıl bozkırda yalnız özgürlüğün tadını baktıkları sonsuz mavilikten almalarındandır. Türkler bununla da kalmayarak bu arzuladıkları sonsuzluğu kendilerine ad yaptılar. Göktürklerin adları Türk mitolojisinin bir diğer sorusuna da kapı aralıyor: Türkler göksel öğelerle sadece coğrafyadan dolayı mı ilgilendiler? Bugün Türklerin bayraklarında hâlâ hilal, ay, güneş, yıldız, göğe ve gök rengine olan düşkünlükleri görüyoruz. Sadece coğrafya ve iklim ile bunların açıklaması yapılabilir mi?

Bağımsız Türk devletlerinin göksel ögelerle işlenmiş bayrakları.

Bu, belki bir başka yazımızın konusu. Mitoloji konusundaki yazıların çok olmasının bu yeni başlayan yazın serisi için ehemmiyetli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu saf konunun henüz Türk toplumunun yaşamında nüksetmemesi her ne kadar yüreğimizde gaiz bir sitem taşısa da gün geçtikçe özellikle gençlerin Türk tarihine, diline, kültürüne ve daha mutluluk verici olarak mitolojisine olan ilgisini görmek de gönlümüzü bir nebze olsun rahatlatıyor.

Mitolojinin sadece mitoloji değil, çok önem arz eden bir mefhum olduğu bilinmelidir. Mitolojiye hâlen devam eden “büyüklere masallar” gözüyle bakılması, bu alana ilgiyi arttıracak olan çabamızı da boşa çıkaracaktır. Bilinmelidir ki mitoloji, tarih boyunca kendisi hakkında yazılan tanımlara direnmiştir. Ve yine unutulmamalıdır ki toplumun kimliğini gösteren en önemli ananelerden biri de mitolojidir. Türklerin hayatındaki etkisi büyüktür. Bu çerçevenden de mitoloji her Türk için üzerinde bilgi edinilmesi gereken bir uğraştır.

                                                                                                                      crimson

Paylaş: